Peki asgari ücretin böyle belirlenmesi işçi ve emekçiler için sürpriz oldu mu? Kesinlikle olmadı. Zaten öncesinde iktidar basınında çıkan haberler uluslararası sermaye kuruluşlarının taleplerini seslendiriyor ve aşağı yukarı bu rakamları işaret ediyordu. DİSK-AR araştırmasına göre asgari ücretliler sadece kasım ayında aylık 6 bin 574 lira kaybetmiş durumdalar. Asgari ücretteki 5 bin 971 liralık ‘artış’ bırakalım açlık sınırının üzerine çıkmayı bu bir aylık kaybı dahi karşılamıyor. Ama işçi sınıfına saldırı bununla da bitmiyor: Şimşek programında yer alan orta vadeli programdaki (OVP) tamamlayıcı emeklilik sistemi ile işçilerden önümüzdeki aylarda yüzde 3’lük bir kesinti daha yapılması planlanıyor.
Kuşkusuz bu açlık ve sefalet tablosunun böyle şekillenmesinde konfederasyonların çok ağır bir sorumluluğu bulunuyor. Bir konfederasyon yöneticisinin “Bizim üyelerimizde asgari ücretle çalışan yok” açıklaması aslında her şeyi özetliyor.
Asgari ücretin birkaç bin lira üzeri işçiler için ortalama ücret oldu. Bu yöneticinin övündüğü tablo bu! İşçi ve emekçiler bırakalım şu sıralar 95 bin lira civarında olan yoksulluk sınırına yakın bir ücret almayı, onun yarısını bile göremiyorlar.
Emeklilerin durumu ise daha feci ve onlar doğrudan açlığı ve sefaleti yaşıyorlar. Ülke nüfusunun yüzde sekseni yoksulluk, açlık ve sefalet koşullarında yaşarken imkanı olanlar daha fazla boçlanmayı ‘çözüm’ olarak görüyor. Hepsi bu mu? Hayır. Dahası da var, geleneksel hale gelen yeni yıl zamları kapıda bekliyor. Yılın ilk gününü zam sağanağı ile karşılayacağız.