Geçen haftayı CHP’nin Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na sunduğu rapor (18 Aralık) ile kapattık. 53 sayfalık rapor, esasen partinin geçtiğimiz Ağustos ayında kamuoyuyla paylaştığı ‘Demokrasi Paketi’nin devamı ve ayrıntılandırılmasından ibarettir.
(…)
Raporun en önemli konusu hiç kuşkusuz Kürt sorunu. Bu bölüm raporda sadece dört sayfada ele alınmış. Sorunun ‘adı’nı koyamayan bir Komisyon gerçeğine, AKP ve MHP’nin ‘terör sorunu’ mührü vurduğu da gözönüne alındığında CHP’nin ‘ürkekliği’ni anlamak mümkün. Ancak parti, Türkiye’de bir Kürt sorununun varlığını kabul etmektedir.
Raporun 17-21 sayfaları arasında değerlendirilen konu hakkında parti, ‘sorunun güvenlik ve terörle mücadele politikaları ile çözülemediği’nin altını çizmektedir. Sorun, ‘gerçek bir demokrasinin inşası’dır.
Önerileri ise özetle şunlar: Geçmişteki travmaları hatırlatan resmi mekan (cadde, bulvar, meydan, sokak, park, resmi kurum) adlarının değiştirilmesi için bir Komisyon kurulması, yerleşim yerlerinin eski adlarıyla yeni adlarının beraber kullanılması, Dersim arşivlerinin açılması, Nevruz’un resmi tatil ilanı, Diyarbakır Cezaevi’nin insan hakları ve demokrasi müzesi yapılması, koruculuğun kaldırılması, köye dönüşün sağlanması, mayınlı arazilerin temizlenmesi ve faili meçhullerde zamanaşımının kaldırılması. Bunları yerel demokrasi ve belediyelerle ilgili öneriler izliyor.
CHP raporunda, sorunun en önemli halkası olan anadilde eğitim ile ilgili herhangi bir öneride bulunulmamıştır. ‘Dil yasaklarının kaldırılması’, ‘kamusal hizmetlere erişimde farklı dillere özgürlük’ ile yetinilmiştir. Bu, partinin konuya dair görüşünün henüz netleşmediği şeklinde yorumlanabilir; ‘anadilin öğrenilmesi’ yetinilen eski tezin (SHP’nin 1989 raporu) hâlâ savunulmakta olduğu da düşünülebilir.
Her ne olursa olsun -belirttiğimiz eksikliğe rağmen- CHP raporu, Kürt sorunun ‘adını koyarak’ son derece isabetli bir iş yapmıştır. Kürt sorunu mutlaka -ve bu defa- çözülmelidir. Anadilde eğitim, hiçbir ülkeyi bölmez, tam tersine birleştirir. Bir ülkenin içinde yaşayan ve dili farklı olan tüm halkları (ya da bireyleri) o ülkenin -yönetimine ve tüm halklarına- daha sıkı bağlarla bağlar. Tarihsel deneyim de (Avrupa’da pek çok ülke, eski Sovyetler Birliği) bu yöndedir.