Trump’ın antikomünizm söylemi ABD sınırları içinde bir strateji olmakla da kalmıyor. Siyasal alanı küresel ölçekte yeniden kurma girişimi olarak da işliyor. Bu stratejinin en somut ve sert uygulama alanı ise bir kez daha Latin Amerika oluyor. Bölgede müdahaleciliği “özgürlük” diliyle meşrulaştıran tarihsel şablon, bugün Venezuela üzerinden çok daha militarize bir biçimde geri dönüyor.
Bugün Venezuela için telaffuz edilen “tam ve eksiksiz abluka” tehdidi, antikomünizmin hem içeride emeği disipline eden hem de dışarıda emperyalist tahakkümü tahkim eden çift yönlü işlevini açıkça gösteriyor. Trump’ın Maduro’ya yönelttiği “narkoterörizm” iddialarına dayanan suçlamalar, gerçekte ülkenin doğal kaynakları üzerindeki kamusal denetimi ve Küresel Güney merkezli bağımsız işbirliği arayışlarını hedef alıyor.
Avrupa’da da benzer bir güvenlik diliyle daraltma mantığı hakim. Örneğin Birleşik Krallık’ta Filistin Eylem Grubu’nun terör örgütü listesine alınması, protesto repertuvarını baskılamanın çarpıcı bir örneği oldu. Polonya’da ise Aralık 2025’te Anayasa Mahkemesi’nin Komünist Partiyi (KPP) “anayasaya aykırı” bularak yasadışı ilan ederek antikomünizmin Avrupa’da hala doğrudan parti kapatma biçimine girebildiğini göstermişti.