Selin Nakıpoğlu: Bu ülkede yaşlanmak, güvencesizliğin son durağı

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Türkiye’de yoksulluk artık istisnai bir durum olmaktan çıktı; gündelik hayatın kendisi haline geldi. Özellikle emekliler için barınma, beslenme ve sağlık gibi en temel ihtiyaçlar karşılanamaz noktaya ulaştı. Yıllarca çalışmış, kamu görevlerinde bulunmuş emekli yurttaşlar, bugün bir ev kiralayamadıkları için otel odalarında yaşamaya mahkûm ediliyor. Emekli maaşı kiraya yetmiyor, hastalık masrafa dönüşüyor. Bu ülkede yaşlanmak, güvencesizliğin son durağı.

Ankara’nın merkezinde Ulus semtindeki küçük oteller bu yoksulluğun en görünür mekânları arasında yer alıyor. Burada kalan emeklilerden biri, uzun yıllar devlette müşavirlik yaptığını ve bugün yaklaşık 34 bin lira emekli maaşı aldığını anlatıyor. Bu gelirle bir eve çıkmanın imkânsız hale geldiğini söylüyor. En düşük kira bedellerinin 20–25 bin lira seviyesine çıktığını, fatura ve ısınma giderlerinin ise en az 10 bin lirayı bulduğunu aktarıyor. Geriye mutfak masrafları için tek kuruş kalmadığını belirtiyor. Bu nedenle günlüğü 350 lira olan bir otel odasında kalıyor. Odayı yalnızca geceleri kullanıyor; gündüzleri park ve bahçelerde vakit geçiriyor, belediyelerin ücretsiz etkinliklerine katılıyor. Bir başka emekli ise 16 bin lira civarında maaş aldığını, kalp ameliyatı geçirdiğini ve düzenli tedavi gördüğünü ifade ediyor. Daha pahalı otellerden çıkıp daha ucuz olanlara yönelmek zorunda kaldığını anlatıyor.

(…)

Buna rağmen bütçenin yükü dolaylı vergiler yoluyla emekçilerin ve emeklilerin sırtına bindirildi. Kamu kaynakları şirketlere ve sermaye gruplarına aktarılırken, halk en çok vergi ödeyen ama en az kamusal hizmet alan kesim haline getirildi. Sosyal devlet ilkesi bütçe planlamalarında adım adım terk edildi.

Milyonlarca emekliye fiilen yaşama hakkı tanınmadı. Milyonlarca işçiye ise açlıktan ölmeyecek kadar gelirin yeterli olduğu söylendi. İnsan gibi yaşamak bu düzende bir seçenek olmaktan çıkarıldı. Bir maaş, bir oda, bir hayat… daha fazlası yok. Bu ülkede yaşlanmak, sosyal devletin terk ettiği bir alana dönüşmüş durumda.

Türkiye bugün derinleşen bir gelir adaletsizliğiyle karşı karşıya. Yoksulluk kalıcı hale gelirken, emekliler otel odalarında, engelliler ortak lavabolarda, emekçiler ise açlık sınırında yaşamaya zorlanıyor. Bu düzen sürdürülebilir değil. Yoksulluğun kader gibi sunulmasına karşı, bütçenin halka dönmesi ve emeğin hakkının verilmesi artık ertelenemez bir zorunluluk olarak önümüzde duruyor. Bu eşitsizlik insanlık onurunu doğrudan hedef alıyor.

Selin Nakıpoğlu’nun yazısı