ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi de Trump’ın Biden arasından sonra ikinci kez oturduğu başkanlık koltuğundaki ikinci doktrini oldu ve anında bütün dünyada tartışılmaya başlandı.
Belgeyle ilgili söylenmesi gereken ve belki de ‘metnin ruhu’ diyebileceğimiz şey, Trump’ın ve etrafındaki iktidar bloğunun ‘küreselleşmenin sonu’na işaret edişidir; yani belge bu haliyle ‘küreselleşme-sonrasına ait bir manifesto’ olarak okunmalıdır.
Belge, dünyadaki temel birim olarak ulus-devletleri görmekte, ulus-altı ve ulus-üstü/ötesi birimleri birer siyasal özne/aktör olarak değerlendirmemektedir; dünyadaki siyasal ve iktisadi ilişkiler de yani gerek ittifaklar gerek mücadeleler de bu eksende gerçekleşecektir ve ABD, bu ulus-devletlerin en güçlüsü ve en muktediri olarak kendisini görmektedir.
En radikal tavır değişikliği ise Avrupa’ya dairdir. Trump ABD’si Avrupa’yı adeta sırtındaki bir yük, bir kambur olarak görmekte, köhnemiş Avrupa’nın kendi güvenliğini kendisinin sağlamasını ve NATO’yu artık kendilerinin finanse etmeyeceğini, bu yükü Avrupa ülkelerinin üstlenmesi gerektiğini söylemektedir.
Trump doktrininde Türkiye’nin adı sadece bir kere geçmektedir ve o da doğrudan Türkiye’yle ilgili olmayıp, Suriye’de üstlenilecek rol ile ilgilidir. Trump stabil bir Suriye için ABD’nin, İsrail’in, Türkiye’nin ve Arap devletlerinin pozitif bir rol oynayabileceğini söylemektedir.
Belgede Türkiye hakkında özel bir kısım yoktur ama bu, Türkiye’nin bu belgeden etkilenmeyeceği anlamına gelmez. Trump Erdoğan’ı bölgedeki ‘adamları’ndan biri, bir ‘iş ortağı’ olarak görmektedir. Erdoğan iktidarı ise Trump’ın devletten devlete kuracağı ilişkileri de sağ popülizme ve tek adam rejimlerine açacağı alanı da kendi lehine bir fırsat olarak görecek ve değerlendirmeye çalışacaktır.