Barış, hekimlik için bir temenni değil; tanının kendisidir. Çünkü her savaş yalnızca bedenleri değil, dili, hukuku ve vicdanı da yaralar.
Hafta sonu, otuza yakın tabip odasından yüzü aşkın hekimin katılımıyla gerçekleştirilen Türk Tabipleri Birliği’nin “Sağlık İçin Barış ve Demokrasi” başlıklı çalıştayı, bu nedenle bir etkinlikten öte; hafızanın yeniden çağrılmasıydı.
Hekimlik etiği, sessiz kalmamayı gerektiriyor. Hannah Arendt’in “kötülüğün sıradanlığı” dediği şey tam da burada devreye giriyor: Rutinleştirilen haksızlıklar, itiraz edilmediğinde normalleşiyor. TTB’nin dünden bugüne barış mücadelesi, bu normalleşmeye karşı kolektif bir itiraz dili inşa etmeye çalışıyor.
Çalıştay, demokrasiyi yalnızca siyasal bir rejim olarak değil, sağlığın altyapısı olarak ele aldı. Eşit yurttaşlık olmadan anadilinde sağlık olmaz; hukukun askıya alındığı yerde hekimlik güvencesizleşir, ifade özgürlüğünün olmadığı yerde bilim susar. Bu nedenle barış, hekimler için bir “yan konu” değil; mesleğin merkezidir.
Barış, hekimlerin yazılı olmayan ama hiç bozulmayan sessiz yeminidir.