Steven Spielberg, bizim ‘Terörsüz Türkiye’ sergüzeştimize bakıp da yeni bir film çekmek isteseydi muhtemelen adı “Er Doğan’ı Kurtarmak” olurdu: Ben, Osmanlı’nın son döneminde şekillenmeye başlayan ve Cumhuriyet tarihi boyunca da varlığını her daim hissettiren bir toplumsal sorunun -Kürt sorununun- çözümünü Öcalan’ı ziyarete, onu serbest bırakmaya indirgeyen anlayışın, demokratikleşme olmadan kalıcı bir barışın tesis edilebileceğini, toplum dışarıda bırakılarak bir anayasa yazılabileceğini savunan bir anlayışın sadece yanlış değil, aynı zamanda gelecek seçimlere yönelik bir proje olduğunu düşünüyorum.
Süreci sırtlanan devlet mekanizmalarının görevinin de benim gibi düşünenleri “…abuk sabuk ifadelere, tahrik ortamını canlandırmaya dayalı, küstah ve kumandalı” kişiler olmakla suçlamayı bırakıp sürecin samimiyeti konusunda bizleri ikna etmek olduğunu düşünüyorum. Nitekim toplum sürecin samimiyetine ikna edilmeden, toplum sürece dahil edilmeden bir milli dayanışmayı, bir kardeşliği, bir demokratikleşmeyi değil hayata geçirmek şöyle dursun, hayal etmek bile imkansızdır.
Kürt sorununun çözüm yeri, bizzat toplumsal kurumların kendisidir. Çözüm için illa bir adres ve bir de özne mi arıyoruz? Adres Anadolu, özne bu coğrafyada yaşayan insanlar, halk, bu toplumdur. Topluma güvenmeden bir toplumsal sorunu çözmeye kalkışmak, olsa olsa oksimorondur.