Geçtiğimiz hafta 10 Aralık İnsan Hakları Gününü geride bıraktık. Hiçbir zaman toplumsal mücadeleyi insan hakları kavramına sıkıştırmayı tercih etmeyen birisi olarak soruyorum, ötekiler insan haklarının neresinde? Hani görünür olmayan ötekilerden söz ediyorum. ‘Aile yılı’ adı verilen bu yılda her gün kadınlar, çocuklar öldürülüyor. Hakları gasp ediliyor.
10 yaşında çocuklar çalışırken ölüyor. Peki insan hakları kurumları bunları ne kadar gündemine alıyor. Engelliler ne kadar gündemlerinde mesela? Çuvaldızı kendimize batırmak da önemli ya. Mesela ilgili kurumların paylaşımları körler için ne kadar erişilebilir?
Kentlerin işlek meydanlarında birkaç basın açıklaması düzenlemek kadar basit mi olay? Mesela neden kümeste yaşamak zorunda bırakılan çocuklar için bir şey yapılmadı. Hayır kendi yapamadıklarımı başkalarından da beklemiyorum. Amacım bağcı dövmek de değil. Kavramlar ve simgeler üzerine sıkıştırılmış aktivizm kendi kendini tatminden başka bir şey düşündürmüyor bana.
Sağlamcılığa ve diğer ayrımcılık türlerine karşı temelleri güçlü örülmüş kesişimsel bir mücadeleye ihtiyaç var. Uluslararası sözleşmelere atıf yapmak, aynı kavramlar üzerinden proje yapıp söz kurmak yetmiyor.
Bu politikaların emekçiler ve ötekiler için olumlu bir nitelik taşımadığı açık. Artık ötekileştirilenlere karşı nefret söylemleri kabul edilemez bir hal aldı.