Gençler arasında hızla büyüyen güvensizlik algısı ve ümitsizlik duygusu paralelinde yasa dışılığın yükselişi, şiddetin artışı, çeteleşmenin yayılışı, cinsel saldırıların çoğalışı vs. aslında çok vahim birer semptom gibi görünüyor.
Hırsızlıkların, yolsuzlukların, borsa ve bahis vurgunlarının, sanal kumarın -yani özetle kısa yoldan para kazanma hırsının- zirve yaptığı bir dönem yaşanıyor.
Tam manasıyla ‘Ahlaki çöküş’ bu yaşadığımız olayın adı. Benzer bir süreci siyasi ve ekonomik krizlerin anaforundaki 90’lı yıllar Türkiye’si de tecrübe etmişti. Ancak bu defaki çok daha ağır, çünkü 90’ların enkazını kaldırma vaadiyle iş başına gelen kadrolar yolun bir yerinden sonra kendi çabalarını ve kazanımlarını da enkaza çevirdiler.
15 yaşındaki çocuklar siyasi içerikli tweetler attığı için sabaha karşı evleri basılıp göz altına alınabiliyor ama aynı çocukların şiddete, çeteciliğe, uyuşturucuya karşı korunması amacıyla ne yapılması gerektiği bilinmiyor, belki de hiç düşünülmüyor. Çünkü herkes yukarıdan talimat bekliyor herhangi bir iş yapmak için.
Oysa gelinen noktada aile yapısındaki bozulma, ekonomik eşitsizlikler, kolay para kazanma örnekleri, statü hevesi, eğitim sistemindeki yetersizlikler, dizilerdeki özendirmeler ve bir de tabii aidiyet arayışları gençleri sokak çetelerine, uyuşturucuya, şiddete, yani her türlü suça yöneltiyor.
Yalnızca sokaklardaki işsiz gençler değil, okul çağındaki çocuklar da suç sarmalında… Okullarda silahlı saldırılar, bıçaklı kavgalar ve hatta öğretmenlere yönelik şiddet olayları haberlere yansıyor.