Geçtiğimiz hafta içerisinde, tam da Monroe Doktrini’nin yıldönümüne denk gelecek biçimde, ABD’nin yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi ya da böylesi belgelerin daha çok kullanılan ismiyle Trump Doktrini açıklandı. Monroe Doktrini, çokça bilindiği üzere ve özetle, ABD’nin Avrupa ve diğer bölgelerdeki meselelerden kendisini soyutlaması ve bununla birlikte, Batı Yarıkürenin tek egemen gücü olarak kendisini dayatması anlamına gelmektedir. Trump doktrini de bu bağlantıyı açıkça telaffuz ediyor.
Monroe Doktrini, Avrupalı güçlerin kıtaya müdahalesine karşı olduğu gibi, ABD’nin de Avrupa’nın iç işlerine karışmayacağının teminatını veriyordu.
Ancak bu yeni ulusal güvenlik stratejisinde Trump yönetimi, kurucu babaların iç işlerine müdahale etmeme ilkesine atıf yaptıktan sonra, ABD gibi ‘çok yönlü’ ulusal çıkarları olan ülkelerin iç işlerine müdahale etmeme ilkesini ‘katı biçimde’ uygulayamayacağını ifade ederek, uluslararası hukuk teriminin bir kez dahi geçmediği belgede, modern uluslararası hukukun belki de en temel ilkesinin ihtiyaca göre hiçe sayılabileceğini ilan ediyor.
Elbette ABD’nin bu ilkeyi ihlal ettiğine ilişkin çokça örnek bir çırpıda sayılabilir. Ancak ABD başkanının imzasını taşıyan bir belgede bunun açıkça ortaya konulmasını yine de şaşırtıcı bulduğumu söylemeliyim.