Sadece kasım ayında 32 kadın öldürüldü. 26’sı ‘net!’ Altısı şüpheli ölüm. Yani ‘düşerek’ mesela! ‘Öldürülen kadın’ istatistiğinde yüzde 12,5’inin 4-18 yaşında, yani ‘henüz çocuk’ olması peki! Üçte birinden fazlasının 19-35 yaş arası olması peki! ‘Aile yılı’nda üçte ikisinin evlerinde öldürülmesi peki! Dokuzunun eşi, beşinin boşanmakta olduğu ya da boşandığı eşi tarafından öldürülmesi peki! Çoğunun eş, sevgili, aile efradı tarafından katledilmesi peki!
“Peki peki” diyerek bir yılda en az 300 kadının ‘yaşam hakkı’ kanlar içinde kalmış!
Kasımda 216 işçi… ‘Ölü işçi sınıfı’ ordusuna bir ayda katılanların sayısı.
‘Kardeşlik ve dayanışma’ dediğinizde ‘terörsüz Türkiye’nin alt başlığına, bir kardeşlik ve dayanışma meselesi de bunlar işte. Kadınlar, çocuklar, çalışanlar, işçiler için ve onların da mücadelesiyle ‘yaşam hakkı’ ve ‘insanca yaşama hakkı’ için örgütlenme, mücadele, dayanışma.
Dünyanın her yerinde, kapitalizmin, sermayenin, otoriterlik ve faşizmin azgınlaşmasına karşılık ‘sınıf meselesi’ yeniden gündeme geliyor. ‘Sınıfını bilmezsen’ sınıfta tek başına kalıyorsun.
Bu kadın, çocuk, işçi ölümlerinin felaket sayısını saymayı, tekrarlamayı, her birini tek tek ve topluca ‘yaşam hakkı, insanca yaşama hakkı’ adına isimlendirmeyi beceremezsen; arsızlığın, azgınlığın, gücün ve güçlünün, manevi ve fiziksel şiddetin, umursamazlığın alevlerinde tek başına boğuluyorsun.
Bunlar ‘arızi, arıza, kaza’ değil… En çok kadınların, çocukların, çalışanların, işçi ve işsizlerin üstüne çullanan adeta organize suç!