Bilindiği gibi hekimlik ve diğer sağlık hizmeti meslekleri, yüksek etik standartlara sahip, çevresinde insana verilen değeri yansıtan bir manevi hale olan mesleklerdir. En özet şekilde ifade etmek gerekirse tıp mesleği Hipokrat Andı’nda güçlü bir şekilde vurgulandığı üzere “Hastamın sağlığı benim için her şeyden önce gelir” ilkesine dayanır. Öte yandan, modern çağ aynı zamanda maddi veya maddi olmayan çıkarlar çağıdır ve insanların davranışlarını belirme ve etkilemede çıkarın yeri çok uzun zamandır bilinmektedir.
Çıkar çatışması konusunda Türk Tabipleri Birliği’nin 2020’de yayımladığı ‘Etik Bildirgeleri’ içindeki ‘Hekim- Endüstri İlişkileri Bildirgesi’ iyi bir çerçeve sunmakla birlikte ülkemizde spesifik olarak ‘çıkar çatışması’na yönelik bir bildirge ya da düzenleme yoktur. Ülkemizdeki hekimlerin çeşitli isimler altında aldıkları araştırma dışındaki ödemelerin bir kaydı tutulmamaktadır ve kongrelerde ‘çıkar çatışması bildirim’ zorunluluğu bulunmamaktadır. Ayrıca kamu kurumlarında karar verici görevlerdeki hekimlerin çıkar çatışmasından uzak durması konusunda yeterli önlemler de alınmamaktadır.
Oysa insan sağlığını iyileştirmeyi hedefleyen tüm kurum ve kişilerin öncelikle çıkar çatışmalarının yol açtığı zararları kabul etmesi gereklidir. Hükümetler standartları belirlemeli ve örnek olmalıdır. Daha önce andığım yazıdaki görüşler dikkate alınarak aşağıdaki öneriler üzerinde durulabilir.
İlaç ve tıbbi teknoloji firmalarının hekimlere yaptığı araştırma dışı ödemelerin şeffaf bir şekilde açıklandığı bir sistem kurulmasına ihtiyaç vardır.
Ülkemizdeki bütün sağlıkla ilgili kongrelerdeki konuşmalarda ‘çıkar çatışması beyanı’ zorunlu hale getirilebilir.
Sonuç olarak, konu sadece hekimlerle ilgili değildir ve ülkemizin WHO tanımındaki ‘sağlığın ticari belirleyicileri’ne odaklanarak, ‘sağlık hizmetlerinde çıkar çatışması’ ile ilgili spesifik bir düzenleme yapması gereklidir.