Maalesef şu anda yaşadığımız pek çok sorunun temelinde, birbirini dinlemeye tahammülü olmayan, empati yapmayı beceremeyen bir siyaset anlayışı bulunmaktadır.
Kuşkusuz bu ‘zihniyet yarılması’, sonuçları itibariyle zihinsel gettolaşmayı ve cemaatleşmeyi besleyen kültürel bir kilitlenmenin tezahürüdür. Ve ne yazık ki hayata bakışımızda sıkıntılar yaratan, travmatik hafızamızın gölgesinde yeni öfke bloklarının ve düşman gettoların oluşmasını bir türlü engelleyemiyoruz.
Toplumun sıhhatini bozan iki zihniyet yapısına işaret etmeye çalışıyorum. Bunlardan birincisi, her türlü değişime ve demokratikleşmeye burun kıvıran Ortodoks ulusalcı sol. Bunlar, dindar-muhafazakar kesimlerden hiç hoşlanmazlar, esas itibariyle de dinin insan hayatına dokunmasından rahatsız olurlar.
İkincisi ise, merdivenaltı İslamcılar… Bunlar dinin temel değerleriyle asla ilgilenmeyen, harama, yalana, yolsuzluğa, hırsızlığa bir yolunu bulup fetva üretmekte çok maharetli oldukları gibi, Amerikan malı lüks ciplerinin arkasına ‘Kurtuluş İslam’da sloganları yazarak cennete gidiş bileti almayı umut ederler.
Eğer, düşmanlaştırmanın zihniyet temelini oluşturan Ortodoks sol ve merdiven altı İslamcılık anlayışını aşamazsak, makuliyete dayalı bir toplumsal barış ortamını tesis edemeyiz.