Mete Kaan Kaynar: Türkiye'de beslenme hakkı, iktidarların lütfuna kalan yardım mekanizmasına dönüşmüştür

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi, o meşhur “Türk; Öğün, Çalış, Güven” vecizesiyle yurttaşına seslenirken, öğün emrini, karın doyurmak anlamında değil, bir yurttaşlık bilinciyle övünmek/iftihar etmek manasında kullanmıştı. Devlet, yurttaşını yücelterek, onunla gurur duyacağı eşit bir zemin inşa etme iddiasındaydı; yapabildi mi tartışılır, lakin niyet etti mi, etti.

Oysa 2025 Türkiye’sinde tarihin o cilvesi, sınıfsal bir tokat gibi hâlâ yüzümüze çarpmaktadır: Bugünün iktidarı, yurttaşından hâlâ öğünmesini beklerken, o yurttaşın çocuğuna okulda tek bir öğün yemeği dahi layık görmemektedir. Kelime aynı, fakat bağlam, yurttaşlık onurundan hayatta kalma mücadelesine evrilmiştir. 

Türkiye eğitim sistemi, niceliksel olarak derslik sayılarıyla övünürken, niteliksel olarak tarihinin en derin buhranlarından biriyle yüzleşmektedir. Bu buhranın adı, çocukların fiziksel ve bilişsel varoluşunu tehdit eden “beslenme yetersizliği”dir. Bugün Türkiye’de her dört çocuktan biri okula aç gitmektedir.

Hükümet yetkililerinin okul yemeği taleplerine karşı en sık kullandığı argüman, bütçe kısıtlarıdır. “Kaynak yok” söylemi, neoliberal sömürü düzeninin en kullanışlı aparatıdır. Oysa somut veriler, bu maliyetin devlet bütçesi içinde yönetilebilir, hatta cüz’i bir paya sahip olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla mesele, teknik bir imkansızlıktan çok, hangi kalemlerin önceliklendirildiğine ilişkin siyasal bir tercihe işaret etmektedir.

Türkiye’de beslenme hakkı, tarihsel süreçte kamusal bir yükümlülükten, siyasi iktidarların lütfuna kalan bir yardım mekanizmasına dönüşmüştür. 

Mete Kaan Kaynar’ın yazısı