Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) güvenli, onurlu, tacizden arındırılmış çalışma ortamlarının sağlanması hedefiyle ‘Medyada Cinsel Şiddet ve Tacizi Önleyici Politika Belgesi’ hazırladı.

Geçen ağustosta fotoğraf ve sinema sektörlerinde başlayan cinsel taciz ifşaları medya sektörüne de uzanmıştı.
Mağdurların gerçek sayısının, ifşada bulunanlardan çok daha fazla olduğunu tahmin etmek zor değil. İfşalar üzerine TGC Kadın Gazeteciler Komisyonu (benim de üyesi olduğum) cinsel tacizi önlemek için çalışmalara başladı. Sonunda medya kuruluşlarına uymaları önerilen bir politika belgesi doğdu.
Belge hazırlanırken, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 190 sayılı Şiddet ve Taciz Sözleşmesi (ILO C190) ve 206 sayılı Tavsiye Kararı, BM Kadına Yönelik Her Türlü̈ Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), İstanbul Sözleşmesi ve başka uluslararası sözleşmelerden yararlanıldı. Ayrıca şiddet ve tacizden arındırılmış bir çalışma ortamının sağlanmasıyla ilgili Anayasamız, Türk Ceza Kanunu ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ve diğer mevzuat hükümlerine bakıldı.
13 maddelik politika belgesi soruşturma süreçlerinden yaptırımlara, destek mekanizmalarından eğitime kadar ayrıntılı hazırlandı.
Belgeyi uygulamayı taahhüt eden kuruluşlarda çalışanlar, iş sözleşmesi gibi politika belgesini de imzalayacak.
TGC ayrıca cinsel taciz ya da istismara uğrayanların ihtiyaç duyması halinde psikolojik ve hukuki destek vermenin de yollarını arıyor. Ayrıca bu konuda atölye çalışmaları planlanıyor.
‘Geç bile kaldık‘
Belgenin hazırlanmasına büyük emek veren TGC Yönetim Kurulu Üyesi ve Kadın Gazeteciler Komisyonu Koordinatörü Göksel Göksu ile sektör için bir ilk olan politika belgesini konuştuk:
Söz konusu belgeyi hazırlama ihtiyacı nereden doğdu?
Aslında geç bile kaldığımız söylenebilir. Çünkü ‘cinsel istismar ve taciz‘ de buna yönelik tepkiler de şüphesiz dün başlamadı. Ancak sektörde çözüm odaklı atılan ilk adımın bu olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Çünkü deklare ettiğimiz ‘TGC Medyada Cinsel Şiddet ve Tacizi Önleyici Politika Belgesi‘yle medya sektöründe caydırıcı ve önleyici tedbirlerin alınması mümkün hale geliyor.

Sorunun cevabına gelince… Bizi harekete geçiren 21 Ağustos 2025’te fotoğraf ve sinema sektörlerinde başlayan cinsel taciz ifşalarının medya sektörünü de etkilemesi oldu. 2016’da yayınladığımız Kadın ve Medya Toplumsal Cinsiyet Eşitlikçi Haber Kılavuzu’nda da konuyu gündeme getirmiş ve senin de bildiğin gibi o kılavuzda kadın gazetecilerin -isimlerini gizleyerek- çalıştıkları işyerlerinde cinsel taciz deneyimlerine ve tanıklıklarına yer vermiştik. Ancak kadınların yıllar sonra yaptıkları ifşalar bizi çözüme yönelik adım atmanın gerekliliği üzerine düşünmeye sevk etti.
TGC kadınları olarak kafa kafaya verip “Ne yapmalı?” diye düşündüğümüzde önümüzde uzun bir liste belirdi. O listeyi aşama aşama hayata geçirmek üzere kolları sıvadık ama önceliğimiz bu politika belgesini hayata geçirmek oldu. Titiz ve detaylı bir çalışmayla, sektörün özelliklerini de dikkate alarak medya kuruluşlarında alınacak önlemleri bir taahhüt belgesi haline getirdik.
Dünyada ve Türkiye’de başka, benzer örnekleri var mı?
Türkiye’de de cinsiyet politikalarını belirleyen ya da sözleşmeyi hayata geçiren kurum ve kuruluşlar var. Örneğin Zorlu Enerji işletmelerden biri. Birleşik Metal İş Sendikası, Türk Tabipler Birliği gibi farklı kurum ve kuruluşlar benzer politika belgelerini hayata geçirenler arasında yer alıyor.
Özetle Amerika’yı yeniden keşfetmedik ama medya sektörüne uyarlayan ilk biz olduk. Bunu yaparken de TGC’nin mesleki etik ilkeleri konusundaki kural koyucu kimliği elimizi güçlendiren en önemli unsur oldu. Böylelikle cinsel istismar ve tacizin önüne geçilmesi için benimsenmesi gereken kurallar bütünü ortaya çıktı.
Caydırıcı olacak
Cinsel taciz en az konuşulan mağduriyetlerden. Dile getirmek kolay değil. Cesur insanlar çıktığında çoğu kere ‘ama’lar ve hatta ‘yargılar’ devreye giriyor. TGC ifşalarda nerede duruyor?
Baştan beri de tartışmasız bir şekilde meslektaşlarımızla dayanışma içinde olmayı benimsedik. Az önce de söylediğim gibi TGC’nin misyonu kural koymak, olası yanlışları değerlendirirken o kuralları merkeze alarak adım atmak. Aksi halde senin de dikkat çektiğin subjektif yargıların, ‘sana göre’lerin, ‘bana göre’lerin devreye girmesi kaçınılmaz.
Biz ne yaptık? Amasız, fakatsız ve önyargılardan arındırılmış bir biçimde taciz ve istismar kapsamına giren -uluslararası geçerliliği olan- kavramların ne olduğunu tek tek tanımladık. Cinsel istismarın tanımını, kişiden kişiye değişen bir kavram olmaktan çıkardık. Bunu da yayınladığımız politika belgesiyle yaptık. Hem meseleyi kaynağında çözmeyi hedefledik hem ifşa gerektirecek istismar vakalarının önüne geçmeyi…
Belgeyle kurumlara ve mağdurlara ne söyleniyor?
Her şeyden bu belgenin önce mağdurlar sonra da iş yerleri için bir güvence olduğunu söylemem lazım. Mağdurlar belgenin yürürlükte olduğu bir işletmede şiddet, taciz ve mobbinge dair başvuru yapılabilecekleri bir mekanizmanın yürürlükte olduğunu bilerek güven duygusu içinde çalışabilecekler. Mağdur çalışanın psikolojik, fiziksel ve cinsel sağlığı, saygınlığı ve benlik saygısı üzerinde olumsuz etkilerin önüne geçilecek bu durum da çalışanların motivasyonlarını, performanslarını ve iş yerine bağlılıklarını artıracak.
Diğer yandan böyle bir belgenin yürürlükte olmasının caydırıcı etkisi çok önemli. Bu sayede daha en baştan potansiyel cinsel istismarlarının önüne geçilecek. Çünkü şirket çalışanları böyle bir durumda ne tür yaptırımlarla karşılaşacaklarını bilecek.
Sözleşme gibi belge de imzalanacak
Medya kuruluşlarına nasıl sunulacak?
Bu da başlı başına üzerinde çalışma gerektiren bir konu. Önümüzdeki süreçte yayın kuruluşlarının kapısını aşındırıp işbirliğine davet edeceğiz. Bunun göründüğü kadar kolay olmadığının farkındayız elbette. Ancak imkansız olmadığını da biliyoruz. Eminiz ki hiçbir yayın kuruluşu adının bu tür cinsel istismar vakalarıyla anılmasını istemez. Daha önemlisi önceden önlem alanlar bir adım öne geçer ve öncü kuruluşlar olmanın kıvancını yaşarlar.
Yapacakları tek şey politika belgesinde öngörülen mekanizmayı kurumsallaştırmak ve işlevsel hale getirerek uygulamaya koymak. Mekanizma hazır olduğunda geriye çalışanlardan tıpkı iş sözleşmesi imzalar gibi politika belgesini de imzalamalarını istemek olacak. Bu da çalışanların olası bir cinsel istismar vakasında şirketin alacağı tedbirleri önden kabul etmesi anlamına geliyor.
Zaten biz de o şirketler ile işbirliği halinde olacak, gereken her aşamada destek vereceğiz. Yani yalnız olmayacaklar. Ben bu işbirliğini başaracağımıza yürekten inanıyorum.
Bağlayıcılığı var mı? Pratik sonuçları ne olacaktır?
Çalışanların altına imza attığı sözleşme, aynı zamanda işyerinin olası cinsel istismar ya da taciz durumunda şirketin uygulayacağı yaptırımları da kabul etmek anlamına geleceği için bağlayıcılığı elbette var. O yaptırımların neler olacağına şirket yöneticileri karar verecek ve imzalanacak politika belgesine bu yaptırımlar yazılacak. Ancak aslolan o yaptırımları uygulama aşamasına gelmeden önce şirket içinde kurulacak denetim mekanizmasının ciddiyetle ele alınıp uygulanması. Çünkü caydırıcı etkinin sınırlarını belirleyecek olan, şirketin bu meseleyi ne kadar ciddiye aldığı. Belge şirket içi mekanizmanın nasıl kurulacağını da tarif ediyor.
Başına cinsel taciz gelen meslektaşımız nasıl yol alabilir? Misal, TGC’nin ceza, kınama vs. yetkisi var mı?
Cinsel taciz ya da istismara maruz kalan meslektaşlarımızın nasıl yol alacağı ile ilgili bugüne dek sektörde alınan bir önleme ben rastlamadım. İyi niyetle çalışan, farklı kampanyalar düzenleyen kurumlar elbette var ve bunlar çok kıymetli. Ancak istismara, şiddete ya da tacize maruz kalanların büyük çoğunluğu ya suskun ya da küskün. Çünkü yaşadıklarını aktarabilecekleri bir mekanizma olmadığı gibi, çoğunlukla açıklama yapmadıkları halde faillerin mobbingi ya da örtülü tehditleriyle boğuşmak zorunda kalıyorlar.
Meslek yaşantımda çevremde de bu tür baskılar nedeniyle çaresiz kalan kadınlar gördüm. Tabii ifşa olmaktan çekinenlerin sayısı da az değil. Her şey bir yana ismi bu şekilde gündeme geldiğinde yaftalanacaklarını ve kolay kolay iş bulamayacaklarını düşünen meslektaşlarımız var. Ancak daha da önemlisi misillemeyle karşılaşılması ihtimali. Bizim çalışmalarımız başarıya ulaştığında bu kadınlar artık yalnız olmadıklarını bilecek ve gereken her desteği alabilecekler…
Şöyle de düşünenler olabilir, ifşa edin, sosyal medyada kampanyalar düzenleyin, üyenizse faili TGC’den atın vs… Bunlar kulağa hoş gelse de her şeyden önce şunu düşünmek lazım, yaşadıklarını anlatabilen kaç kadın var? Sesi çıkamayan kadınlara nasıl ulaşacağız? Daha da önemlisi biz TGC olarak bu kadınların zaten yanındayız ancak ne yargılama yetkisine sahibiz ne de hesap soracak konumdayız. Kimi, neye göre cezalandıracağız, böyle bir hakkımız var mı?
Elbette yargı yoluyla kesinleşen bir vakada fail üyemizse üyeliğine i son veririz, vermeliyiz de… Ancak diğer türlü yeni mağduriyetler üretmek de ihtimal dahilinde ve bunu göz ardı edemeyiz. Tam da bu nedenle hesap sorulacak zemin-zeminler oluşturmak için çaba gösteriyoruz.
Önce farkındalık yaratacak
Belgeyi okuyan erkek meslektaşlarımızdan bazı fiilerin ya da sözlerin bir çeşit taciz olduğunun farkında olmadıklarını da itiraf ediyor. Belgenin bilinç geliştirme, davranış değiştirmede de bir etkisi olabilir mi?
Çok önemli gerçekten de bu söylediklerin. Sadece erkekler değil kadın meslektaşlarımız da farkında olamayabiliyor. O nedenle kullandığımız dili çok önemsiyoruz. O dil belirliyor düşünce yapımızı, düşünce yapımız da eylemi biçimlendiriyor. Cinsel taciz ile cinsel istismar arasındaki farkı bilmek bile çok önemli… İkisi de cinsellikle ilgili olsa da birinde vücut dokunulmazlığı ihlal edilmiyorken diğerinde karşıdaki kişinin bedenine rızası dışında dokunarak başlayan cinsel eylem ve davranışlar bütünü var. O nedenle bu farkındalık çok kıymetli.
Bu arada karşı tarafın rızası olmadan dokunmak dediğimizde de unutmamamız gereken bir gerçek var ki o da rızanın nasıl alındığı! İşe yeni başlayan bir genç ya da stajyer, statüsü gereği kariyerini olumsuz etkileyeceği kadar güçlü olduğunu düşündüğü biri bedenen yakın olacak kadar yaklaşarak ona sarıldığında, saçını başını okşadığında rızasının olmadığını söyleyerek itecek olsa ne olur? Bu sorunun cevabını hepimizin bildiğini düşünüyorum. Hele bir de evli barklı hatta çocukluysa vay haline o genç kızın… Hazırladığımız belgenin bu yanıyla sınırları çizen, ilişkileri olması gereken çizgiye çeken ve taciz ya da istismarı normalleştirmeyen bir işlevi de var.
TGC neden ‘Kadın Gazeteciler Komisyonu’nu kurma ihtiyacı duydu?
Her şeyden önce bir ihtiyaçtan yola çıkarak kuruldu bu komisyon. Her birimiz çalıştığımız kurumlarda çok zor koşullarda başarılı işlere imza atan kadınlardık ancak aynı koşullarda çalışmamıza karşın erkek meslektaşlarımızdan daha düşüktü aldığımız maaşlar. Ya da görev dağılımları sırasında karşımıza çıkıyordu bu ayrımcılık. Erkek hegemonyasındaki alanlar vardı. ‘Cam tavan‘ meselesi de ayrı bir başlık. Bir terfi söz konusu olduğunda kadınlara kıyasla erkek çalışanlara hissedilir şekilde öncelik verilmesi de gündemimizdeydi.
Haber diline müdahale edilmesiyle ilgili de derdimiz vardı komisyonu kurarken. Gücümüzü birleştirerek yola koyulduk ve işe de senin de bildiğin gibi haberlerde kullanılan eril dili değiştirmek için kolları sıvayarak başladık. ‘Kadın ve Medya Toplumsal Cinsiyet Eşitlikçi Haber Kılavuzu’ böyle çıktı. Yeri gelmişken söylemem lazım, Kadın Komisyonu Başkanı Ayşegül Aydoğan’ın koordinasyonunda o kılavuzu da dijital medyayı da katarak yakın zamanda yenileyeceğiz. Son olarak eski TGC Başkanı Turgay Olcayto’nun o kuruluş sırasında verdiği katkıyı anmadan geçemeyeceğim, anladı bizi ve daima içtenlikle destekledi.
Yaklaşık 10 yıl önce yayınlanan kılavuzun sektöre etkisi ne oldu?
Etkisinin tahmin ettiğimizden daha büyük olduğunu söylemeliyim. Bunda o dönem komisyonda yer alıp elini taşın altına koyan her kadının çok büyük emeği var. Her şeyden önce kılavuzu sahiplendik ve her birimiz yazdıklarımızı bulunduğumuz haber merkezlerinde uygulamaya başladık. Haberin diline sahip çıktık. Başta kadın cinayeti haberlerinde kullanılan dile ve fotoğraflara el attık.
“Mağduru değil faili teşhir et” anlayışıyla failin kollukta verdiği ve kendisini aklamaya dönük ifadelerini baz almayan, kadının giyimini kuşamını, davranışlarını ya da yaşam biçimini cinayet gerekçesi haline getiren dilden uzaklaşan bir yöntemle haber yazılması konusunda ısrarcı olduk.
Kıskançlık, cinnet getirme, akli denge bozukluğu gibi faile meşruiyet kazandıran ifadeleri çöpe attık. Mahrem bilgilerin kullanılmamasına ve cinayetin pornografik bir dille aktarılmasına dur dedik. Bu anlayışın bulunduğumuz haber merkezlerinde benimsendiğini görmek bizler için önemli bir kazanımdı.
Ancak bu durum medyanın el değiştirmesiyle neredeyse sona erdi, o haber merkezlerinin büyük bölümünde zihin dönüşümü yaşandı ama biz ısrarımızdan vazgeçmedik. Umudumuz ise geriden gelen ve bayrağı devralmaya hazır genç meslektaşlarımız… Çok iyiler, çok zekiler hatta belki de bize göre daha cesurlar.