Tuğçe Tatari: Oynak olmayan tek adresin Bahçeli ve partisi olduğunu görüyorum

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Açıkçası adaya gitme sürecindeki davranış tarzı izleyenleri bile utandıracak cinstendi. Bu ziyaretin tarihe kalacak yüzünün Hüseyin Yayman’ın gizlenerek, saklanarak gitme çabası ve “Yok ben gitmedim, aslında Miki gitti” tarzı yanıltıcı beyanlarıyla; hem iktidarın sürece çekimser yaklaşımının hem de oy kaybı endişesinin gülünçleşecek kadar yüksek olduğunun görülmesini sağladığını düşünüyorum.

Sürecin aktörlerinden biri olduğu iddiasındaki iktidar partisinin meseleye sahip çıkmadığı tartışmalarını ete kemiğe büründürmeyi başardılar bir şekilde. Artık durumları, duruşları ve konumları gözle görünür hâle geldi.

Yayman’ın gazetecileri yanılttığı, gerçek dışı o beyanlarının haberleşmesi üzerine iktidar medyasının doğurduğu ‘çamur kalemlerin’ derhal haberin yayınlandığı mecraları PKK’ya yakın kuruluşlar diyerek lekeleme çabasını ise, süreç bozulduğunda biz gazetecilere nasıl muamele edileceğinin yine, yeniden ve hep olduğu gibi ortaya saçılması olarak değerlendiriyorum.

Ve bu tabloya baktığımda —hâlâ biraz bu yeni duruma alışamamış olmakla beraber— tek sağlam duruşun, tek barışa gerçekten sahip çıkanın ve bizlerin de güvenebileceği, oynak olmayan tek adresin Devlet Bahçeli ve partisi olduğunu görüyorum. Kürtlerle barış mevzusunda Bahçeli’nin cesaretini hâlâ şaşırarak ve itiraf etmeliyim ki güvenim her salı biraz daha artarak izliyorum.

Mesele bir ülkenin geleceğiyse, buna siyaseten hak ettiği değeri verebilen cesareti yalnızca orada görebiliyorum. Kürtlerin çoğunluğunun da böyle düşündüğünü gözlemliyorum.

Tuğçe Tatari’nin yazısı