Feramuz Pis, Türkiye’de engellilikle kurulan kültürel, etik ve politik ilişkiyi ifşa eden sıcacık ama bir o kadar sarsıcı bir oyun. Ülkemizde görünmez kılınarak adeta inkâr edilen engellilik hâlini, özenle inşa edilmiş körleşmeyi ve bilerek unutmayı sistemleştiren toplumsal gerçeği seyirciyle yakın temas hâline getiriyor. Oyun, engelliliğin yalnızca bir temsil olarak değil, doğrudan bir tecrübe olarak sahnede var olmasını sağlayarak sağlıklı bir yüzleşmeyi mümkün kılıyor.
Sema Elçim’in metni, Mardin göçmeni Süryani bir ailenin doğuştan engelli oğlu Feramuz ve annesinin bitmeyen mücadelesini merkezine alarak bu yükün tüm aile bireyleri üzerindeki yansımalarını sorguluyor. Sahnedeki aile, engelliliğin toplumsal olarak marjinalize edilmesinin mikro ölçekte bir laboratuvarına dönüşüyor. Her birey, engelli evlatla ya da kardeşle birlikte yaşamanın yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda yoğun bir psikolojik emek gerektiren yükü altında sessizce çözülüyor.
Feramuz Pis’i değerli yapan; engelliliği acı pornografisine teslim etmeden, dramatik sömürüye sapmadan ve yüksek bir etik hassasiyetle sahnelenmesi. Bu oyun, engellilik karşısında sürdürdüğümüz toplumsal sessizliğin ve özenle inşa edilmiş körleşmenin yalnız ahlaki değil, aynı zamanda politik bir suç olduğunu hatırlatan zarif bir çağrı niteliğinde. Engellileri görmezden gelmek masum bir alışkanlık değil; kolektif bir sorumluluk ihlalidir.