Sanki Meclis komisyonunun Öcalan’a gittiğinin duyulması istenmiyormuş gibi bir hava oluşturuluyor. Eğer milletin duyulması istenmiyorsa ya da korkuluyorsa neden gidiliyor, gidiliyorsa şeffaf bir şekilde duyurulması gerekmez mi? Ayrıca İmralı’ya gitmek suç filan da değil…
Aslında bu sürecin en sıkıntılı tarafı, “Aman kimse duymasın” anlayışıyla yürütülmesidir. Maalesef iktidar inisiyatif alarak, başından beri süreci şeffaf bir şekilde yürütmediği için, CHP ve Yeni Yol grubu İmralı heyetine vekil vermemiştir. Demek ki haklıymışlar, heyetteki AK Parti üyesi bile utangaç bir şekilde “Ben gitmedim” demek zorunda kaldığına göre…
Ama daha yolun başındayız, İmralı’ya gidişi bile duyurmaktan çekindiler ama daha turpun büyüğü heybede… Sürecin en netameli günleri esas şimdi başlıyor. Sırada, cezaevindeki PKK’lıların durumu ile ilgili bir bakıma özel nitelik taşıyan ‘infaz düzenlemesi’ ve Öcalan’a serbestlik hakkı sağlayacak olan ‘umut hakkı’ yasası var.
‘Terörsüz Türkiye’ yolculuğunun en kırılgan noktası da burası…
Hatırlayalım, PKK kendini feshedip silahları bırakırken, özel hukuki düzenlemelerin yapılmasını ve demokratik siyasetin önünün açılmasını talep etmişti.
Doğal olarak şimdi sıra, siyasi iradenin hukuk ve demokratikleşme konusunda atması gereken adımlarda… Kabul etsek de etmesek de müzakere süreçleri, doğası gereği aynı zamanda bir al-ver sürecidir. Eğer terör örgütü üzerine düşen bütün yükümlülükleri yerine getirirse, iktidarın üzerine düşenleri yapmaması gibi bir lüksü olamaz.