Medyanın suçlu bulma telaşı, Almanya’dan gelen iki çocuklu ailenin zehirlenerek yaşamını yitirmesinden sonra da kendini gösterdi. Bir çırpıda suçlu bulundu; kokoreççi, midyeci, kumpirci…
Suçlu bulununca da 14 Kasım’dan itibaren hiç gecikmeden televizyonlar, haber siteleri ve gazeteler, ailenin midye, kokoreç, lokum, kumpir yediği İstanbul Ortaköy’deki yiyecek içecek mekânlarını hedef aldı. Polis de medyaya uyup o satıcıları hemen gözaltına aldı. Medya da midyeci, kokoreççi, kumpircinin ‘suç kayıtları’ olduğunu anlatarak, destek verdi bu gözaltılara.akşam saatlerinde de Adli Tıp’ın, ön raporu ortaya çıktı. Ön raporda, ailenin otelde ‘kimyasal madde zehirlenmesinden etkilenmiş olabileceği’, ‘gıda zehirlenmesi ihtimalinin ise düşük olduğu’ belirtildi.
Ancak bu arada olan kokoreççi, midyeci, lokumcu, kafe işletmecisine olmuş, onlar tutuklanmıştı bile. Gerekçesi de ‘şüphe’ idi! Medyadaki haberlerin bu şüpheyi tetiklediğini söylemek yanlış olmaz. Bir çırpıda karar veren ‘medya mahkemesi’ne kurban gitmişlerdi.
Medyanın başka bir yanlışı da, ölümlere oteldeki ilaçlamanın neden olduğunun netleşmesine rağmen, 17 Kasım’dan sonraki günlerde de otelin adının verilmemesi oldu. Kokoreççi, kumpirci, midyeci olunca suç kaydı yayımlayan medya, otelin adını yazmaktan, söylemekten kaçındı.
Böyle olumsuzluk içeren gelişmelerde haberin nerede geçtiğinin yazılmaması, özellikle ticari işletmelerin korunması, son dönemde medyaya iyiden iyiye yerleşen bir hastalık. Düşünün, 18 Kasım’da Cumhuriyet’te “Adana’daki kolejde gizli kamera skandalı” haberinde özel kolejin adı yoktu! Öznesi gizli, muhatabı belirsiz haber olur mu? Medyamız yeni icat etti, artık oluyor.