Selin Nakıpoğlu: Devlet şiddeti, yüzleşme süreçlerinden geçmedikçe toplumların hafızasında derin yaralar bırakır

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Bayrampaşa Cezaevi’nde 12 insanın yakılarak öldürüldüğü operasyon yıllarca süren hukuki mücadeleye rağmen, devlet suçlarının ‘meşhur kılıfı’ olan zamanaşımıyla kapatıldı.

Türkiye’de yaşanan en büyük cezaevi katliamında soruşturmanın davaya dönüşmesi bile 10 yıl sürdü. İnsanlık suçlarının yargılanmasında zamanaşımı kılıfı ile katillerin sırtı sıvazlandı. Bir karanlık dönemin daha üstü örtüldü. 

Türkiye’de işkence ve yargısız infazlara ilişkin soruşturma ve davalar sistematik biçimde cezasızlıkla sonuçlanmaktadır. Bu cezasızlık politikası hem yürütme organının pratiklerinde hem de yargı pratiğinde kendisini açık biçimde göstermektedir. Yaşam hakkının keyfi ihlal edildiği dosyalarda bile tutuksuz yargılama norm haline gelmiştir.

Türkiye’de ağır insan hakları ihlallerinin zamanaşımına uğramasının temel nedenlerinden biri, bu suçların münferit olaylar olarak değerlendirilmesi ve yaygın-sistematik karakterinin araştırılmamasıdır. Ayrıca uluslararası hukukun emredici (jus cogens) normlarının ve uluslararası içtihadın dikkate alınmaması da önemli bir paya sahiptir.

Oysa dünya örnekleri çok başka bir yargı pratiğini gösteriyor.

Ağır insan hakları ihlalleri ve devlet şiddeti, yüzleşme ve onarım süreçlerinden geçmedikçe toplumların hafızasında derin yaralar bırakır. Mağdurların ve toplumsal kesimlerin taşıdığı bu acı, ancak hakikatle yüzleşme, hesaplaşma ve onarımla dönüşebilir. 

Adaletin zamana bırakılamayacağı, özellikle de devletin öldürdüğü her insanın hesabının sorulmasının bir toplumun demokratik varoluşunun temel şartı olduğu unutulmamalıdır.

Selin Nakıpoğlu’nun yazısı