Meyhane olmak için doğmuş
M

Behzat Şahin
Behzat Şahin
Sosyoloji okudu. 18 yıl gazeteciydi. 2001’de meyhaneciliğe geçti. Cibalikapı Balıkçısı’nı kurdu. ‘Cibalikapı Balıkçısı’ndan’ adlı bir kitabı var. İndirim bile kabul etmez, hesabı tam öder.

Ne yani, siz saymıyor musunuz? Ben her yolculuğumda sayarım. Kaç durak kaldı, yol daha ne kadar sürer? Tabii esas soru, uçağı kaçırır mıyım? Bunu daha çok Sabiha Gökçen Havaalanı’ndan uçacağım zaman, M4 Kadıköy-Sabiha Gökçen metrosunda yapıyorum.

23 istasyonlu bu hattın tam ortasında Gülsuyu var. Oraya gelince 11 duraklık geri sayım başlıyor. Esenkent… Hastane-Adliye… Soğanlık… Hah, işte bu Soğanlık şimdiye kadar benim için bir durak adı olmaktan başka bir şey ifade etmiyordu; 15’inci durak. Artık bir duraktan çok çok fazlası. Bir meyhane durağı.

Demek ki bir vesile olmamış bugüne kadar, oraya gitmemi gerektiren. Zaten öyle yol üstü bir yer de değil. Taammüden gitmek gerek. Bora bey (Egemen Bora Çetin, 43) vesile oldu, sağolsun, Meyhane Köşesi okuruymuş. Tuzla’daki Buz Bardak’ı okuyunca “Eh, madem buralara kadar geldi, ben de bir-iki yer tavsiye edeyim” diye düşünmüş. Düşünmekle de kalmayıp mesaj attı. 

Kendisi bir bankanın Tuzla şubesinde yönetici, evi de Kartal’da. Önerdiği iki yer Kartal sınırları içinde. Bunlardan ilki Kadırga Restaurant, Soğanlık’ta. Diğerini de listeme aldım. 

Benim için sadece bir durak adı olan Soğanlık, işte bu sayede ete-kemiğe, daha doğrusu rakı-mezeye büründü.

İlk kez indiğim bu durakta adresi yine sayın Google’a sordum tabii. Metrodan yürüyerek 19 dakika gösteriyor. Kuzeye doğru ilerleyip Atatürk Caddesi’ne ulaşınca sağa döneceğim. 

Adını koyamadığım bir farklılık var burada. Sanki başka bir şehirdeyim. Yürürken Bora beye mesaj attım, “Uygunsanız beklerim” diye. Şimdi çıkmış bankadan, bir saate kalmaz gelirmiş. İyi, ben de not tutarım bu arada. 

Kadırga Restaurant, 1981’den beri Soğanlık’ın ana caddesi üstünde.

10 dakika sonra Kadırga’dan içeri girmiştim bile. Caddeye cepheli olsa da girişi pasaj içinden.

Garson, ortada bir masa önerdi fakat ben kapının tam karşı köşesindeki caddeye bakan masayı gözüme kestirdim. Birazdan tekrar gelip, “Siz Bora beyin misafiriymişsiniz. Size başka masa ayırmıştık” dedi lâkin tüm salona hâkim mevzimi terk etmedim.

Salona hâkim köşe masayı seçtim.

Kendimi tanıtıp Bora beyin misafiri olmadığımı, aksine hesabı herhangi bir indirim bile kabul etmeden ödeyeceğimi açıkça, gerekçeleriyle anlattım. O da bu durumun kendisini aştığını söyleyerek patrona, Bilgin beye (Yılmaz, 60) yönlendirdi. Buralardaki teamüllere rağmen, biz iki meyhaneci, şartlarım konusunda anlaştık. Bu konuşmayı bir de Bora beyle yapmam gerekecek anlaşılan.

Rakının her markası varmış, ben klasikten şaşmayıp 50’lik söyledim. 

Meze dolabı jilet gibi, 24 çeşit meze var. Üstelik, günlerden pazartesi.

Meze seçmek için salonun sonundaki dolabın başına geçtim ama seçmek pek kolay olmayacak; 20’yi aşkın meze var. Dolap deseniz, parlıyor. Temizlik ve lezzet vaat ediyor. Mutfakta da her yer pırıl pırıl, düzenli.

Mezeler göründüğü gibi, temiz ve lezzetli.

Aşçı Rüçhan beye (Doğan, 56) tavsiyelerini sordum. Başladı saymaya “İşkembe salatası, barbunya pilaki, beyin, soslu patlıcan, acılı ezme, patates salatası, haydari…” Hepsine varım da bir yerde durmak gerek. Bunların üstüne sadece semizotu salatası ekledim. Yarımşar porsiyon lütfen…

Rakı da su da soğuk, buz istemez. Mezeler geldi. İşkembeyi attım ağzıma hemen. En merak ettiğim o, netameli bir meze çünkü. Turnusol kâğıdı hem de… 

Mis. Tertemiz. Yumuşacık. Sirkesi ayarında. Dengeli bir lezzet. Bu ilk lokma tüm mezeler ve hatta mutfak hakkında yeterince ipucu verdi. Haydarinin yoğurdu ekşimtırak, ben çok sevdim. Özellikle yapıyorlarsa muhteşem bir nüans. Acılı ezmeye salça koymasalarmış iyiymiş ama lezzet ve tazelik sorunu yok. Diğer mezelerde de öyle.

Ama bir dakika, beyin de söylemiştim. Unuttular mı acaba? O da önemli bir kerteriz benim için. 

Benim hüsnükuruntummuş, geliyor işte. Hem de Rüçhan bey getiriyor. Öyle ya, beyin öyle boş tabakta servis edilmez ki. Altına marul yatağı ister, yanına da söğüş âlâ olur.

Hazır yakalamışken Rüçhan beyi, biraz alıkoydum. Ordulu. Meslekte 34 yılı devirmiş. Kartal’da zamanın Safo Birahanesi’nde başlamış. Burası dördüncü iş yeriymiş, başlayalı da bir yıl olmuş. Ne istikrar! 

“Bugün 24 meze var. Çoğu günlük. Aşçılık da garsonluk da yaparım. Masaları dolaşır, muhabbet ederim. İşkembe salatamız pek sevilir, sirkeli suya yatırıyorum.” 

Konuşurken gözünün içi gülüyor. Mesleğini pek seviyor, belli.

Takıntılı olduğunu söylemeseydi de anlamıştım. Temizlik takıntılı. 

Burası meyhane olarak doğmuş. Yüksek tavanlı, ferah bir salonu var.

Mekânı anlatmadım size. Burası kelimenin gerçek anlamıyla meyhane olarak doğmuş. Müteahhiti daha binayı inşa ederken meyhane olarak planlamış. 

Kapısı pasaja girer girmez solda. Mekâna girince sol tarafta caddeye bakan geniş pencereler var ancak camları, içerisi görünmesin diye şeffaf değil.

Yüksek tavanlı ferah salonun sağ tarafındaki duvar dibinde dört sıra dörtlü masa, ortada salonun dikine tren vagonları gibi dizilmiş yan yana beş altı dörtlü masa (belli ki futbol maçlarında en işlevsel bunlar), karşı duvar kenarında da altı sıra dörtlü masa var.

Duvarlarda sadece Atatürk fotoğrafları var. Bilgin beyin meyhanesi, Bilgin beyin kuralı.

Duvarlar yarıya kadar ahşap lambriyle kaplı ve sadece Mustafa Kemal Atatürk’ün muhtelif portre ve fotoğrafları asılı. Aydınlatma aplik ve tavandaki sarkıtlarla. Sadece aplikler açık ve gayet dozunda aydınlatma sağlıyor.

Salonun dört bir yanından izlenebilecek şekilde yerleştirilmiş ekranların tepemde olanında TayTV sessizde, atlar koşuyor. Diğerinde Radyo Damar açık. Hande Yener’den ‘Armağan’ı dinliyoruz. 

Yanımdaki masada üç kişi rakı içiyor, bazı masalarda birer kişi birasını yudumluyor, henüz altı masayız. Tuvalet işi enteresan, dışarıda. Daha doğrusu pasajın içinde, o da erkeklere mahsus; sadece yan yana iki pisuvar ve lavabo var. Genel kullanımı göz önüne alırsak, temiz sayılır.

Bora bey (solda) sayesinde öğrendim burayı.

Bora bey kapıdan girer girmez birbirimizi tanıdık. Kırk yıllık dost gibi lâfın orta yerinden muhabbete daldık. Tabii başlarda şartlarımı dikte etmem gerekti, gönlü razı olmasa da.

Bora bey aslen Kırıkkaleli. Annesi öğretmen, babası Milli Eğitim müfettişi, o, 2006’da bankacılığı seçmiş. Orta, lise ve üniversiteyi İstanbul’da okumuş. Dört yıldır Soğanlık’ta yaşıyormuş. Buranın müdavimi, haftanın birkaç akşamı uğruyormuş. Meyhaneyi de meyhane muhabbetini de seviyor. Arkadaşlarıyla meyhane keşiflerine çıkıyorlarmış. Yani, frekansımız pek tuttu, pek muhabbet ettik o akşam.

Yemek olarak kelle söğüş istedik. Ama ne kelle söğüş. Beyoğlu Balık Pazarı’nda Senin Ciğerci vardı. Dükkânın önündeki camekânda bütün kelle tandır satar, isteyene ayıklardı. Ustası hastalanınca kelle işi iptal oldu. Sonra da Balık Pazarı’nın en zarif esnafından Senin Ciğerci kapandı. Burada işte o lezzeti yakaladım.

Öte yandan kokoreç, kelle gibi lezzetlerin içkisi, bana göre bira. Rakıya ara verip bira söyledim. İdeal sıcaklığında geldi. Tek marka çalışıyorlar.

Kelle söğüş bira da söyletti yanına.

Bora bey gelince Bilgin bey de uğradı masamıza. Düzceli. 1974’ten beri Soğanlık’ta. İleride Aydos ormanlarından gelen suyun aktığı bir çeşme, eski caminin yakınlarında bu suyla çay demleyen tarihi bir kahve varmış, çayı da pek güzelmiş. Neden daha erken gelip semti dolaşmadım diye hayıflandım, bir dahaki sefere artık. Rivayete göre semtin adı da lale soğanlarından gelirmiş. 

Bilgin bey (solda), Soğanlık’ın son kalesi Kadırga’yı 1992’den beri işletiyor.

“Bu dükkânda 1981’den bugüne kadar meyhane işinden başka hiçbir iş yapılmadı” dedi Bilgin bey. “Biz dördüncü sahibiyiz. Tarzı devam ettirdik. Her yer ahşaptı. Haşereden dolayı baş edemedik, ‘94’te söktük. Bu sene de tadilat yaptık. Müşteri ‘Sen para harcıyorsun, zam yapacak mısın?’ diye soruyor. Yapmıyoruz, yapamıyoruz tabii.” 

Bu zam işi müşteriye tabi. Soğanlık’ı tek giriş çıkışı olan karınca yuvasına benzetiyor Bilgin bey. Dolayısıyla buraya gelenler hep bu çevreden:

Ben 16’ncı meyhaneydim, 15’i kapandı. Burası sapa bir yer. İşgücünün olduğu bir yer. Buradan çalışmaya gider buranın halkı. Uğur Mumcu’ya (mahallesi) geçiş arkaya alınınca iyice sapa kaldı. Bankalar bile gitti. Ama adliye yapılınca kiralar patladı.”

Bilgin beyin bahsettiği kira patlaması Soğanlık standartlarına göre anlaşılan. İstanbul ortalamasına göre yine de makul ki çalışanlar yoğunlaşmış buraya.

“Her çeşit insan var, Ukraynalı bile var. Müşterilerimin yüzde 95’ini isimleriyle tanırım, yüzde 5 de maç günleri şaşar.”

Duvardaki fotoğrafları sordum:

“Bende Atatürk hayranlığı var. Seramik kaplama çoğu. Yenilerini yaptırıyorum, başka fotoğraf asmam.”

Oğlu Oğuz da (35) yardım ediyor. Pek hâkim işletmeye.

Ekiple: (Soldan sağa) Oğuz Yılmaz, Bilgin Yılmaz, Rüçhan Doğan, Hasan Yakın ve ben.

Garsonumuz Hasan bey (Yakın, 35), Bitlis kökenli, doğma büyüme buralı. Gıda teknikeriymiş aslında. Yedi yıldır Kadırga’da.

Muhabbet de ortam da şahane ama Bora beyin yarın mesaisi var, fazla tutmamak gerek. Ben de metroya, oradan Marmaray’a yetişeceğim karşıya geçmek için.

Hesabı istedim. 3 bin 600 lira. Bira 150, 35’lik 1000, mezeler 150, beyin 400, Arnavut ciğer 400, işkembe salatası 400, paçanga 250, kelle 750 lira. Kavurma ve et soteyi tartarak net 200 gram kuzu etinden yapıyorlarmış, 550’şer lira. Tavuk çeşitleri ve köftenin porsiyonu da 450 lira.

Ramazan ve kandillerde kapalı. Hafta içi 12:00 ili 24:00 arası servis var, hafta sonu biraz daha geçe sarkıyor. Eskiden perşembeleri, kendisi için kapalıymış ama çalışanlar “Biz seni dinlendiririz” deyip kandırmışlar. Şimdi her gün açık, Bilgin bey de her gün işin başında.

Bora bey metro durağına kadar eşlik etti, sağ olsun. Meyhanedaşlık ne güzel şey.