Bu savaş işçiyle şirket arasında değil, kötü ekonomi ve eğitim politikalarıyla

 


mert yildizMERT YILDIZ

mertyldz@gmail.com / @my2048

15 Mayıs’ta Bursa’daki Renault fabrikasında başlayan grev bugün sona erdi. 1990’ların Türkiye’sini hatırlamayan gençler için grev çok yabancı bir kavram olabilir. Bizde son dönemde ne kadar seyrek rastlansa da gelişmiş ülkelerde grev çok yaygın.

Sene başında ABD’de liman işçileri ülkenin dış ticaretini felç etti. İngiltere’de hemen her ay kamuya ait metro ve otobüs şirketinde grev olur. Bizde peki neden hiç grev olmaz? Bizim işçilerimiz çok mu memnun hallerinden?

20150527 mert gorsel1

Hayır, ülkemizde az sayıda işçi sendika üyesi. Üye olanlar için de üye oldukları sendikalar iktidarın amaçlarına hizmet ediyor, işçilerin değil. Zaten Bursa’daki grevin de sebebi işçilerin üye oldukları sendikanın kendilerini temsil etmemesiyle ilgiliydi.

20150527 mert gorsel2

20150527 mert gorsel3

İşçilerin talebi belliydi:Ücret artışı.

Ücret artışı iki unsura bağlı. Birincisi enflasyon. Enflasyon arttıkça çalışanların satın alım gücü düşmesin diye ücretlerin yukarı yönlü ayarlanması gerekiyor. İkinci unsur ise üretkenlik. İşçi daha az saatte daha fazla üretince şirketin karlılığı artıyor. İşçiler de bu kara daha fazla ortak olmak istiyor.

İşçinin gözü kârda değil, geçiminde

Gelişmiş ülkelerde grev ikinci unsurla ilgilidir. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde ise işçinin gözü şirketin kârında değil, kendi geçimindedir. İstediği aslında satın alım gücünün düşmemesi. Şirketinden talebi ücretinin makul bir şekilde fiyatlara göre ayarlanması.

Şirketler neden ücretleri artırmak istemiyor? Karlılıkları düşmesin diye. Diyeceksiniz ki, “Bu nasıl bir açgözlülük, karı biraz düşse ne olucak?” Şirketler de diyor ki “Ben karlılığımı neden düşüreyim? Gider üretimimi başka ülkede yaparım.”

Kim haklı?

Konuya uzaksanız tabii ki de işçiye hak verirsiniz. Peki şirket sahibiyseniz?

Şirketin sahibiyseniz kendinizi haklı görürsünüz. Çünkü siz karlılığınızı düşürürseniz, tasarruflarınız düşer, tasarruflarınız düşerse ileride yatırım yapmakta zorlanırsınız, yatırım yapmazsanız rakibiniz yapar ve siz rekabet gücünüzü kaybedersiniz. Sonunda rakiplerle baş edemez, iflas bayrağını çekersiniz. Sonunda olan bütün işçilere olur. Şirket sahiplerinin ve ortaklarının görüşü de bu şekilde.

Aslında bu işçiler ile şirketler arasında bir savaş gibi gözükse de ikisinin de ortak bir düşmanı var: Olayın buraya gelmesindeki tek sorumlu hükümet.

‘Uçan kaz formasyonu’

Şirketlerin ücretleri artırdığı, fakat karlılıklarını korudukları bir senaryo olamaz mıydı? Doğru ekonomi politikalarıyla olabilirdi. Nasıl mı? Bırakıyım bu işin teorisini yazan Japon ekonomist Akamatsu anlatsın.

Uluslararası üretim dediğimiz olay ‘uçan kaz formasyonu‘nda oluyor. Her şey aslında teknoloji ve ücretle ilgili.

Uzay aracı, uçak, kamera gibi en yüksek düzey teknoloji en öndeki kaz oluyor. Bugün o kaz ABD, Almanya, İngiltere vb. gibi ülkeler. Bu ülkelerde ücretler yüksek. Bu yüzden birim fiyatı yüksek olan üretim yapıyorlar.

Biz en sondaki kazlardanız. Brezilya, Romanya, Polonya gibi ülkelerle gıda, tekstil, otomotiv parçaları gibi ürünler için rekabet ediyoruz.

mert yildiz grafik1

Görsel 4: Uçan kaz formasyonu 2004

Bu statik bir tablo değil. Zamanla ülkeler geliştikçe, eğitim seviyeleri ve kaliteleri arttıkça bir üst seviyeye geçiyorlar. Onların boşalttıkları yeri işçilik olan ülkeler dolduruyor. Örneğin Çin 10 yıl önce çoğunlukla tekstil üretiyordu. Zamanla Çin gelişti. İşçilik ücreti ve üretim yetisi arttı. Artık Çin bilgisayar üretiyor. Tekstil üretimi Vietnam’a kaldı.

Otomobil parçasından motor yapmaya geçmemiz gerekiyordu

Bizde de benzer birşey oldu. 1980’lerde gıda ve tekstil üretiyorduk. O dönemde Özal özel üniversitelerin önünü açtı. 1990’larda pek çok insan üniversiteye gitti ve bu insanlar mezun oldukça 2000’lerde biz araba parçası üretebilecek duruma geldik. Zaten bu otomobil firmalarının hepsi bu dönemde Türkiye’ye yatırım yaptı. Çünkü otomobil parçası üretecek eğitimli işgücü vardı ve işçilik ucuzdu.

Zamanla bizim otomobil parçasından motor yapmaya geçmemiz gerekiyordu. Hem ücretler artacaktı hem de bizim ürettiğimiz malın birim fiyatı. Böylece hem işçi halinden memnun olacaktı (çünkü ücretleri artıyor olacaktı) hem de şirket.

2010’dan sonra duraklamaya geçtik

Ama işte 2010’dan sonra bir duraklamaya geçtik. Enflasyon arttı, bununla birlikte ücretler üzerinde bir baskı oluştu. Fakat biz aynı malı üretiyorduk, çünkü bir üst seviyedeki teknolojiyi üretecek eğitime sahip değildik.

Fakat bu süre zarfında dünya sabit durmadı. Eskiden bizimle aynı seviyede olan ülkeler bir üst sınıfa atladı. Biz ise sınıfta kaldık. Yeni sınıf arkadaşlarımız geldi. Onlar da bizimle aynı eğitim seviyesinde ama bizden daha ucuza mal üretiyorlar.

mert yildiz grafik2

Görsel 5: Uçan kaz formasyonu 2015

Eee bu yabancı şirkler de bizim işçilerimiz zam istedikleri zaman diyorlar ki, “Biz de Fas’a, İran’a, Mısır’ gideriz orada işçilik daha ucuz.”

Sonuçta bu, işçiyle şirketler arasında bir savaş değil. Eğer ücretler ve şirketlerin karlılığı birlikte artmıyorsa sorumlu kötü ekonomi ve eğitim politikalarıdır.