Lepra Deri ve Zührevi Hastalıklar Hastanesi neden atıl tutuluyor?

MESUDE DEMİR

@mesudedemirr

Kamu hastanelerinin cildiye polikliniklerinden randevu alınmasında güçlük yaşanırken, İstanbul’un tek lepra (cüzzam) deri ve zührevi hastalıklar hastanesi adım adım işlevsizleştiriliyor.

Fotoğraflar: Diken

Yaklaşık 50 sene önce lepra hastalarına sadece aileleri ve toplum değil, hastaneler de mesafeliydi. Hastalar, İstanbul’da Bakırköy Akıl Hastanesi’nin (şimdiki Prof. Dr. Mazhar Osman Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi) dikenli tellerle ayrılmış 28’inci koğuşunda kötü koşullarda tedavi görüyordu.

Daha iyi koşullarda tedavisi ve hastalığın elimine edilmesi için Prof. Dr. Türkan Saylan ve Prof. Dr. Seyhan Çelikoğlu’nun öncülüğünde önce Cüzzamla Savaş Derneği kuruldu. Hemen ardından İstanbul Tıp Fakültesi Lepra Araştırma ve Uygulama Merkezi hayata geçirildi. Dernek, merkez ve Sağlık Bakanlığı ortak protokol yaptı ve 28’inci koğuştan bir özel dal hastanesi doğdu.

Hastanenin ayakkabı atölyesi.

Saylan’ın girişimiyle lepra binaları onarıldı. Bağışlarla mutfak, çamaşırhane, ameliyathane eklendi. Hastalar için fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezi açıldı. Ayak deformasyonları olan lepralılar için ortopedik ayakkabılar üreten atölye açıldı. Türkiye’nin her yerinden hastalar geldi. Hem insani olması gereken koşullarda tedavi hem de sosyal destek gördü.

Can Can’ın görevini üstlendi

Lepra mücadelesinde Türkiye’ye çağ atlatan Saylan, 2002’de emekli olana kadar Lepra Hastanesi’nin başhekimliğini sürdürdü.

Hastane 2003’de Lepra Deri ve Zührevi Hastalıklar Hastanesi oldu. Seks işçilerinin rutin kontrolleri için gittikleri ya da polis / jandarma tarafından getirildikleri İstanbul Deri ve Zührevi Hastalıklar Hastanesi’nin (Can Can olarak bilinen) 2009’da kapatılmasından sonra görevi de burası üstlendi.

Rönesans’a gidiyordu

Derken hastane, Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Türkan Saylan Cildiye Lepra Kliniği’ne çevrildi. Sivil toplum örgütleri, hekimler ve İstanbul Tabip Odası’nın da girişimiyle karardan dönüldü ve 2011’de yeniden Lepra Deri ve Zührevi Hastalıklar Hastanesi oldu.

Lepra Hastanesi’yle, Prof. Dr. Mazhar Osman Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları, Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma hastaneleri, Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi’nin de içinde bulunduğu alanın ‘yenilenmesi’ için Rönesans şirketine hizmet bedeli olarak verileceği kamuoyuna yansıyınca yine sivil toplum örgütleri, İstanbul Tabip Odası devreye girdi. Bu proje de rafa kaldırıldı. Şantiyesini bile kuran Rönesans çekildi.

Ancak hazineye ait olan alanda imar fonksiyon değişikliğiyle inşaatın önü de açıldı.

Mali olarak Sadi Konuk Hastanesi’ne bağlı

2019’a gelindiğinde hastane bu kez mali olarak Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi bağlandı.

Toplam 4 bir 423 metrekare kapalı alan, yedi bloktan oluşan hastanede lepra hastaları yatarak tedavi görüyor. Birçok binasınıysa bitişiğindeki Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi kullanıyor.

Bütün bu ‘git-gel’ler hastaneyi yıprattı. Tek bir çivi dahi çakılmadı.

12 uzmandan ikisi kaldı

Uzmanlar birer birer hastaneden ayrıldı, özel sektöre geçti. Kalanlar iş yoğunluğundan yıldı. 2018’de 12 olan cilt hastalıkları uzmanı sayısı, bugün sadece iki. Hastanenin geliri azaldıkça personele dağıtılan ek ödeme de azaldı. Bu da hastaneden kopuşları hızlandırdı.

Hastanenin başhekimi Dr. Mevlit Yurtseven, anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanı. Aktif olduğu veya başkanlığını yaptığı sivil toplum örgütleriyle sık sık yurt dışındaki misyonlara katılıyor.

Kalan cilt hastalıkları uzmanından biri sağlık sorunu sebebiyle tam kapasiteyle çalışamıyor. Diğeri sabah saatlerinde lepra servisinde yatan hastalara baktıktan sonra polikliniğe geçiyor. İki hekim günde ortalama 60-70 poliklinik yapıyor.

Yeni hekim kadrosuysa açılmıyor. Nöbet tutulamadığı için hasta da yatırılmıyor.

Lepranın tek hastanesi kaldı

Elazığ’daki hastane kapatılınca burası ülkenin tek lepra hastanesi olarak kaldı. Hastanede geçen sene altı yeni hasta teşhis edildi. Halen yatan üç, tedavisi süren 10 takipli hastası var.

Oysa ki uluslararası göçlerin, savaşların yoğun olduğu bir coğrafyada, lepra gibi hastalıklar her zaman riskli.

Saylan’ın açtığı, Türkiye’nin kayıtlı lepra hastalarının nöropatik ayakları için, deformitelerine uygun el yapımı ayakkabı üreten tek atölye de bu süreçte kapatıldı. Hastalar ellerinde kalan eski ayakkabılarını onararak giymeye çalışıyor. Ayakkabısı olmayanlarsa tekerlekli sandalyeye mahkûmlar.

Seks işçileri nereye gidiyor?

2018’de hastaneye yatan hasta sayısı toplam 3 bin 433 olarak kayda geçmişti. Bunların önemli bir bölümü seks işçileriydi. Seks işçileri çalışabilmek için HIV, frengi, bel soğukluğu, hepatit gibi cinsel yolla bulaşan hastalıkların testlerini burada yaptırır, belgelerini alırdı. Jandarma ve polisin getirdiklerinin de benzer muayene ve testleri yapılırdı. Covid-19 pandemisiyle birlikte 2020-2021’de genelevler kapatıldı.

İstanbul ve Marmara Bölgesi’nin HIV doğrulama hizmetini yürüten hastanenin laboratuvarına da kilit vuruldu. Böylece HIV doğrulama yetkisi de hastaneden alındı. Nöbetçi hekim olmaması nedeniyle seks işçilerinin kaldığı adli servis kapatıldı.

Akşamları ve resmi tatil günlerinde kolluk kuvvetlerinin fuhuş operasyonları kapsamında cinsel yolla bulaşan hastalıkların teşhis ve tedavisi için hastaneye getirilenler yine nöbetçi hekim olmadığı kabul edilmiyor.

Sadece hafta içi mesai saatlerinde getirilenlerin testleri için kan alınıyor ve çalışılması için Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne yollanıyor. Test sonuçları Lepra Hastanesi’nden geliyor. İlgili rapor, emniyet birimlerine yine buradan gönderiliyor.

Geçen seneye gelindiğinde hastanede yatırılarak bakılan hasta sayısı 27’ye kadar düştü.

Hastanenin ‘hayat öpücüğü’ne ihtiyacı var

Adını vermek istemeyen bir kaynağımız, Lepra Hastanesi’nin uzman kadrosunun artırılması, eğitim ve araştırma hastanesine döndürülmesi halinde büyük bir ihtiyacı karşılayabileceğini söyledi.

Ayrıca bir branş hastanesi olmasıyla çok sayıda hastaya poliklinik hizmeti verebileceğini belirtti:

“Uzman sayısı artınca gece nöbetleri tutulabilir. Böylece hastalar yatırılabilir. Sonuçta hastane gelir elde etmeye de başlar.

Çok hasta; farklı hastalıklar da demek.

Diğer eğitim ve araştırma hastaneleri gibi Sağlık Bilimleri Üniversitesi’ne bağlı olarak asistan hekimlere, cilt ve zührevi hastalıklar uzmanlığı eğitimi veren bir hastaneye dönüşebilir.

Akademik kadrosu oluşur. Asistan hekimlerin gelmesiyle cildiye randevuları da rahatlar.”

Öte yandan leprayla mücadelesiyle ve hastaneyle adı özdeşleşen Saylan’ın adı sadece bir binada yaşatılıyor.