Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
İktidar, laiklik ilkesini sistematik olarak aşındırırken Diyanet’i hem bir ideolojik aparat hem de bir sansür mekanizması olarak konumlandırıyor.
Şundan emin olmak lazım: Kur’an meali gibi doğrudan kutsal metne ilişkin yayınlara keyfî ve geniş yetkilerle müdahale edilmesi, doğrudan tefsir alanına iktidarın el koyması anlamına geliyor. Böylece Kur’an’ın nasıl anlaşılacağına sadece iktidarın onayladığı otoriteler karar verir hâle gelmiş bulunuyor. Bu da dini çoğulculuğun sonunu, devlet eliyle belirlenen bir “resmî İslam” anlayışının tahakkümünü getiriyor.
Bu “resmî İslam” anlayışı, laik bir nitelik taşısa yani dinsel nötralliği içeren ve istismara karşı bir anlam barındırsaydı bir yere kadar meşru olurdu. Ne var ki somut pratikte DİB’in yetkilerinin sürekli artırılması, siyasal iktidarın alternatif düşünce, eleştirel tefsir ve akademik üretim karşısındaki tahammülsüzlüğünün dinsel alanda da kurumsallaşması anlamı taşıyor. İktidar, elindeki kurumsal araçları muhaliflerini bastırmanın yanı sıra dini alanı tekeline almak, toplumu laikliğe aykırı nitelikteki kendi inanç ve ahlak yorumuna göre şekillendirmek için kullanıyor.