Gidiverin gari
G

Behzat Şahin
Behzat Şahin
Sosyoloji okudu. 18 yıl gazeteciydi. 2001’de meyhaneciliğe geçti. Cibalikapı Balıkçısı’nı kurdu. ‘Cibalikapı Balıkçısı’ndan’ adlı bir kitabı var. İndirim bile kabul etmez, hesabı tam öder.

BEHZAT ŞAHİN

@behzatsahin7

Dur bakalım, Bodrumluların kendine sakladığı daha ne meyhaneler çıkacak ortaya. Açıldığından beri, 15 yıldır önünden geçiyormuşum ama biri de “Gel, şurada rakı içelim” demediğinden, hep sıradan bir köfteci sanmışım. 

Nerede biliyor musunuz? Hani Yokuşbaşı’na çıkmadan eski otogara dönülen trafik ışıkları var ya… Hah, onun biraz gerisinde, emniyet müdürlüğünün orada. Anayol üstü yani.

Milas Köftecisi, Bodrum İlçe Emniyet Müdürlüğü’nün yanı başında, anayol üstünde.

Yeni keşfettim ama ikinci gelişim aslında. İlkinde Tirhandil Cup’ta ikinci gün yarışını bitirmiş, ödül töreni öncesi iki saatlik zamanda bir şeyler atıştırıp iki tek atacak yer aramaya başlamıştık. Yarış arkadaşım, taze kaptan Orkun (Karabulut) “Bir de Milas Köftecisi’ne bakalım” demişti.  

Geçen günkü ekip. Soldan sağa ben, Utku (Şimşek), Orkun (Karabulut), Kâzım (Arga), Sümer (Tagil).

Rakı içilebildiğini bilmiyordum o zamana kadar. Beş kişiyiz ama zaman kısıtlı. Bir 70’lik aldık yandaki büfeden; şakşuka, pancar, pazı, çizik zeytin söyledik. Vakit dar ya, hemen ana yemeklere de geçip yaprak ciğer, et kavurma, köfte istedik. Bizde hafif bir pişmanlık, neden dar zamanda geldik ki?

Arka masamızdaki tek başına oturan beyefendi, kara poşet içinde getirdiği rakısını içiyor. Kara poşet demişken, en büyük rakibimiz ‘Gara Poşet‘in adı işte buradan geliyor; bugün de geçtiler bizi, kupayı onlar kaldıracak. Helâl olsun. 

Neyse efendim, meyhane bu, öyle fast-food’cu muamelesi yapılmaz. Bir dahaki sefer tadını çıkarana kadar uzun uzadıya oturmak oturmak gerek. 

Ve bir dahaki sefer, tam altı saat oturduk da farkına varmadık. Gerçi masa arkadaşımı tanısanız, 60 saat bile oturursunuz. 

Arif’e tarif gerekmez.

Arif’le (Önder, 63) en az 15 yıllık bir tarihimiz var. O zamanlar yarıştığım Dragut teknesinin sponsoruydu, bizimle her yarışa katılırdı. Bodrum’un yerlisi bir işadımı. Önderler markasıyla bir yapı marketi var. Sonu genellikle ‘on‘ ile biten inşaat projeleri hep Arif’in elinden çıkma. Ortakent sahilindeki “Ustalık eserim” dediği Onno Mare‘yi daha yeni tamamladı ki büyük haz duyduğu proje bana göre de on numara olmuş. Reklam değildir.

İki tekne Mikonos’ta buluşup kona-göçe Malta’ya gitmiştik. Bu da Korint geçişi.

Arif’le denizden de uzun yoldaşlığımız var. O zamanlar teknede yaşıyoruz, biz İstanbul’dan 46 feet tek gövdeli Bavaria’mızla, Arif Bodrum’dan -o zamanki- 45 feet Lagoon katamaranıyla yola çıktı, Mikonos’ta buluştuk. 1,5 ay süren kona göçe bir seyirle Malta’ya demirleyip kışı orada geçirdik. İşte uzun, meşakkatli sayılacak bir yoldaki bu tecrübeme dayanarak da söylüyorum, Arif, ariftir, kâmildir, kalenderdir, yoldaştır. Aslında, Arif’e tarif gerekmez.

Baş başa rakı içmeyeli epey oldu. Yeni keşfimin verdiği heyecanla “Milas Köftecisi’nde buluşalım” dedim, hiç bozuntuya vermeden “Olur birader” dedi. Ben zannediyorum, Arif’i bilmediği bir yere götüreceğim.

Yarım saat önceden gittim ki herkesle tanışıp, gerekli bilgileri toplayayım da bizim muhabbet kesintiye uğramasın. 

Geçen gelişimden birbirimize aşinayız. Ümit bey (Ezel, 46), İstanbul Beyoğlu’nda başladığı 27 yıllık meslek hayatının son 15 yılında burada. Kendini ‘gece şefi‘ olarak tanıtıyor. Bodrumlu; Yalıçiftlik’ten.

Ben alkollü tayfaya bakarım. 16:00 gibi gelir, sabaha karşı 05:00 civarı giderim. Kışın 02:00’de kapatıp 07:00’de açarız. Haziran 1’den itibaren itibaren hiç kapanmaz. Burayı yerliler bilir. Belediye başkanı da gelir (karşısındaki Bodrum Deniz Ticaret Odası’nı işaret ederek), oda başkanı da. (İki masa öteyi işaret ederek) Mesela şu taksici senelerdir bize gelir. Gelgeç müşteri yoktur.”

Refik beyle (sağda) geçen geldiğimizde tanışmış, pek sohbet edememiştik. Hemen her öğleden sonra oturup bir 35’liği deviriyormuş.

Geçen gelişimde tanıştığım kara poşetli Refik bey (Sarı,77), baktım kalkmaya yelteniyor. Evden çağırmışlar. Halbuki birlikte bir tek atacaktık. Ayaküstü sohbet ettik. O da Yalıçiftlik’ten. Orta 1 terk. 55 yıl önce başladığı mesleğinde şehirlerarası otobüs şoförlüğü yapmış yıllarca. Kamyonculuk da yapmış minibüsçülük de.

“İstanbul’da bir tek Topkapı garajını bilirdim, bir de Mecidiyeköy’de dururduk. Bomboştu oralar. Sonra da hiç gitmedim.”

Açıldığından beri neredeyse her gün 16:00 gibi gelir, bir 35’liği devirmeden de kalkmazmış. Bugün istisna, hanımefendi haber gönderince… 

Evde, yemekleri Refik bey yaparmış. 

Kanlı kavurmayı benim gibi yapan kalmadı” dedi. 

Bu civarların yemeği. Tavuğun sakatatı dahil, hepsi birlikte kavrulur. Kanlı cırık da derler.

“İçki içerken konuşmam” dedi ama bir dahaki gelişimde birlikte içmek için sözleştik. 

Öyle her mezeyi bulunduralım, yok. Az, öz.

İçeride sekiz, dışarıda da altı masa saydım. İki tatlı su akvaryumunun özellikle büyük olanı tam seyirlik. Tek televizyon ekranı müzik için kullanılıyor; ne at yarışı var ne futbol maçı. Güzel güzel Selami Şahin, Rubato filan dinliyoruz. O da kulak verirsen. Mutfak göz önünde. Odun fırınından lahmacun da çıkıyor. 

Servis arasında yine yakaladım Ümit beyi. Kaldığımız yerden devam:

Birkaç sabit mezemiz var. Köfteye ne soğan ne baharat koyarız. Dana kaburga ile döş kıyması, tutması için az ekmek, tuz. Dana ciğeri de kendimiz blok halinde mühürleyip siparişte dilimliyoruz. Milas usulü, unsuz. Yaprak et de aynı şekilde. Zeytinyağında pişiriyoruz.”

Önümüze ne koydularsa yedik. İyi ve taze malzemeli hepsi de.

Geçen geldiğimizde hepsinden tatmış da kelle çorbasını atlamıştık. Pek meşhurmuş. Kelleyi kaval kemiğiyle birlikte gece odun fırınına atıp sabah çıkarırlarmış. Küllenmiş fırında, demlene demlene pişermiş.

Sırtım dışarıya dönük. Ümit bey fırladı birden “Vay, Arif abim gelmiş” diye. Bizimki… Meğer hep geldiği yerlerdenmiş. Aileden saydılar beni de, ‘misafirim‘ Arif olunca.

Sarı renkli rakıdan almıştım gelirken. Mezeler de geldi hemen. Kuru cacık, pancar, piyaz, atom… Roka, yeşil biber, çizik zeytin, közlenmiş domates, biber, soğan da yancı olarak serildi masaya. Rakımız 100’lük. Gittiği yere kadar.

Köfte, sade ve lezzetli.

Köfte de yedik et kavurma da. Ciğer erken bitmiş bugün. 

Kelle çorbasını lahmacun fırınında sabaha kadar pişiriyorlarmış. İyi bir final.

İçeri giren beyefendi ile Arif hasretle kucaklaştı. Sahibiymiş.

Mehmet bey (Marçalı, 55), Milaslı. Askerlik bitince Milas’ta kendi yerini, orayı kapatınca da 15 yıl önce burayı açmış. Bir ara dört şubeye kadar çıkmışlar Bodrum içinde. Pandemiden sonra küçülmüşler tekrar. Mesleki dertlerden bahsettik tabii. Dert her yerde aynı. Yüksek maliyetler, eleman sorunu, vergi yükü, müşteri sayısının ve harcamalarının azalması… Sıkıcı mevzular yani. Arif’i sıkmayalım, birgün buluşup ayrıca içeceğiz.

Mutfakta Bilal usta (Ongün, 60) var. 45 senedir meslekte. Bir yanı Aydın, bir yanı Muğlalı. Çıraklık hayatı Yatağan otogar lokantasında geçmiş. 10 yıldır da burada mutfak şefi. 

Salonda Ümit Ezel ile Engin Çelik (Soldan 1’inci 4’üncü), mutfakta Bilal Ongün (sağ başta) var. Mehmet Marçalı (ortada) 15 yıl önce açmış burayı.

Ümit beyle birlikte servise bakan Engin bey (Çelik, 34), 22 yıldır meslekte. Muğla Kavaklıdere’deki Lezzet Lokantası’nda başladığı mesleğinin son 10 yılında burada. 

Saatler geçmiş biz oturalı. Anlatmayı da dinlemeyi de bilen olunca, muhabbet, zaman tanımıyor tabii. Şişeyi yarılamışız. İyi böyle.

İster rakını iç ister karnını doyur. Fiyatlar da ehven.

Neyse ki baştan, hesabı benim ödemem gerektiğini söylemiştim de Arif müdahale etmedi. Ama gel gör ki Ümit beyi ikna etmekte zorlandım. Arif abisi varken benden hesap alamazmış. Arif olur verince ikna oldu. 2 bin 70 lira. Sonradan fark ettim, içki açma parası yazmamışlar bize. “35’liğe 250 lira yazıyoruz” demişti Ümit bey. 

Biranın da rakının da tek çeşidi var. Bira 120, 35’lik rakı 800, mezeler 150, beyin 200, lahmacun 130, köfte-kavurma-ciğer 320 lira. Rakıya bugünlerde ara zamlar geldi, bunu dikkate alın. 

Burası her gün açık, yazın servis 24 saat. Kadın-erkek ayrı tuvaletlerin erkek tarafında bir klozet ve lavabo var. Özen gösterilse iyi olur. 

Ben size konuşmaları yazı diliyle aktardım, Bodrum ağzıyla değil tabii. Taklit becerim yok ama kendimi tutamayacağım:

Milas Köftecisi’ne de gidiverin gari…”