
MUSTAFA ALP DAĞISTANLI
mustdagistanli@gmail.com
“İstanbul Büyükşehir Belediyesi odaklı soruşturmalara karşı başlayan protestolar nedeniyle tutuklanan öğrencilerden bazıları, ‘Kantin kapalı, cezaevinde temel ihtiyaçlarımızı karşılayamıyoruz’ dedi.”
Bu cümledeki ‘nedeniyle’ kelimesi hakkında acaba neler düşünüyorsunuz?
Ben pek iyi şeyler düşünmüyorum. Tam da orada ‘nedeniyle’ denmesi öğrencilerin tutuklanmasını meşrulaştırır, bu sert olduysa şöyle diyelim: meşrulaştırıcı bir etki yaratır.
Neden?
Bir soru cümlesi, kelimesi olarak ‘neden’ her zaman makbuldür, her zaman sorulmalıdır, hatta el üstünde tutulmalıdır, ama bir cevap olarak çok dikkatli kullanılması gerekir. ‘Neden’ sıkı bir nedensellik bağı kurar:
“Yüzbinlerce insan deprem nedeniyle değil, denetimsizlik ve açgözlülük nedeniyle öldü.”
“Madencilik nedeniyle tarım alanlarımız yokediliyor.”
“ABD’nin ve güçlü Avrupa ülkelerinin desteği nedeniyle İsrail Gazze’deki soykırımını sürdürüyor.”
‘Nedeniyle’ olumsuzlukla yüklüdür, suçlayıcıdır, ‘yüzünden’ demektir, nitekim Kubbealtı Lugatı da karşılık olarak ‘yüzünden’i veriyor. Yukardaki üç cümlede de ‘nedeniyle’ yerine ‘yüzünden’ deseniz de olur.
Peki yazının başında alıntıladığım cümlede ‘nedeniyle’ yerine ne denebilirdi?
‘Sebebiyle’yi geçelim, ‘nedeniyle’nin eskisi o.
“… protestolara katıldıkları için tutuklanan öğrenciler…”
‘Nedeniyle’den iyi bence ama yeterince iyi yine değil. Yine tutuklamalara meşruiyet sağlayacak, tutuklamalara hafifletici sebep sağlayacak bir anlam, bir ton var ‘için’de.
“… protestolara katılmaları dolayısıyla tutuklanan öğrenciler…”
‘Dolayısıyla’ biraz daha kabul edilebilir, daha masum, ama kimi durumlarda masumluk suç ortaklığı demektir, öğrencilerin tutuklanmasında olduğu gibi.
“… protestolara katılmalarından ötürü tutuklanan öğrenciler…”
‘Ötürü’ masum da değildir; ‘nedeniyle’ demektir, kimi durumda ‘dolayısıyla’ yerine de geçer.
“… protestolar gerekçesiyle tutuklanan…”
‘Gerekçe’ sanki ‘nedeniyle’den daha hafif görünüyor ama o da sıkı bir nedensellik bağı kurar, sözlükler de zaten böyle veriyor:
“Bir şeyi gerekli duruma getiren, yapılmasına sebep olan şey, gerektirici sebep, esbâbı mûcibe.”
Bu sorunu sizi bir yazı bilmecesiyle oyalamak için önünüze getirmedim. Verdiğim cümle bir haberin girişiydi. Cümleyi okur okumaz durdum, ‘nedeniyle’ye takılmıştım. İşte şu yukarda yazdıklarımı düşündüm, sonra da ‘Ben olsam ne yapardım?’ sorusunun cevabını aradım. Ben olsam şöyle derdim:
“… protestolara katıldılar diye tutuklanan öğrenciler…”
Bu ‘diye’ demenin ötesinde anlamlarla yüklüdür; bize bir ‘gerekçe’ sunar ama sorgulayarak, küçümseyerek, tutuklayan mercinin öne sürdüğü nedene soru işareti takarak.
Fakat bu yetmez, bu cümlede ‘nedeniyle’yi de kullanmak, ama yerinde yerli yerinde kullanmak gerekir. Şöyle:
“İstanbul Büyükşehir Belediyesi odaklı soruşturmalar nedeniyle başlayan protestolara katıldılar diye tutuklanan öğrencilerden bazıları …”
(Tabii ‘odaklı soruşturmalar’ yerine başka şeyler de söylenebilirdi…)
Gençler AKP-MHP iktidarının yıldırma taktikleriyle kurmaya çalıştığı korku imparatorluğunu anayasal haklarını kullanarak paraladığı için, isyan ateşi serpilip gelişmeden bir an önce söndürme telaşıyla tutuklandı. Bu gerçeği çarpıtacak her ifadeden uzak durmak gerekir.
Bütün kelimelerin rengi, kokusu, tadı, yükü, tarihi, özgül ağırlığı vardır. Hiçbir kelime sözlükte durduğu gibi durmaz, kullanıldıkları yere, bağlama göre değişirler, dönüşürler, yeni anlamlar, yananlamlar kazanırlar. Bir de tabii, kelimeler politiktir, dil politiktir her zaman. İrdelemeden kullandığınız her kelime İktidar’a yarar (iktidar kötücüldür). Yukardaki örnek de bunu gösteriyor.
Cinai bir örneğe on yıl kadar önce bir gazetenin birinci sayfasındaki küçük bir haberin spotunda rastlamıştım:
“Kadın Y, Erkek X’in ilişkiye devam etme isteğini reddetmesinin bedelini hayatıyla ödedi.”
Bu spotu yazan editör (erkek olmalı) ne dediğini bilmiyordu bence (çok mu iyiniyetli düşünüyorum?), bilerek yaptıysa cani demektir çünkü. Birkaç hatası vardı: klişelere düşkünlük, kelime seçimine örem vermemek, bir şey derken başka bir şey de diyebileceğini bilmemek, kılcallara kadar yerleşmiş zehirli erkek bakışını sorgulamamak, ifadelerin (cümlelerin, kelimelerin) bu zehri taşıdığını düşünmemek ya da hesaba katmamak…
Bir kadının bir erkekten ayrılmak istemesinin bedeli olduğunu, olacağını, olması gerektiğini söylüyor bu cümle, bu bedel bazan ölüm de olabilir. Hayır! Kadın Y’nin kimseye herhangi bir borcu yoktu. Bir şey ödemesi de gerekmiyordu. Erkek X, ‘Benim arzularıma nasıl rıza göstermezsin‘ diye Kadın Y’yi öldürdü.
Bir de eşanlamlı kelimeler sorunumuz var. Eşanlamlı kelimeler var evet, ama ‘nedeniyle’ örneğinde gördüğümüz gibi aslında eşanlamlı değiller, sözlükler olduklarını söylese de. Nerede, hangi bağlamda, ne zaman kullandığınıza bağlı olarak cümlede, anlatımda büyük değişiklikler yaratır eşanlamlı kelimeler. Anlamı keskinleştirmek gerekir, dolayısıyla tam da kastettiğinizi veren kelimeyi bulup yeğlemelisiniz. Zenginlik bundadır, yoksa bir kelimenin yerine kullanabileceğiniz pek çok kelime olmasında değil.
Refik Halid Karay şöyle örnekliyor sorunu:
“Kelimeleri ancak yerli yerinde kullanmak suretile bir lisanın sağlamlaşacağı dikkate alınınca tercüme savsaklıklarını hoş görmememiz icap eder. ‘Tardettik; geri attık; dağıttık; önledik; akim bıraktık’ gibi harp haberi tabirlerini gelişi güzel hep ‘püskürttük’ sözüyle tercüme ediverip geçmek hem lisan hem de gerçeğe uymak bakımlarından bir kusurdur.”
Amerikalı hikayeci Katherine Anne Porter güzel demiş:
“Tam eşanlamlı diye birşey yok, basit, tek bir sâik de.”
Bir de kulağınıza küpe vereyim Fazıl Hüsnü Dağlarca’dan:
“Bende sözcüklere karşı şehvet dikkati var. Ben sözcüklerin tüylerini sayarım.”
Biz de saysak iyi olur.