Tam bir müdavim mekanı!
T

Behzat Şahin
Behzat Şahin
Sosyoloji okudu. 18 yıl gazeteciydi. 2001’de meyhaneciliğe geçti. Cibalikapı Balıkçısı’nı kurdu. ‘Cibalikapı Balıkçısı’ndan’ adlı bir kitabı var. İndirim bile kabul etmez, hesabı tam öder.

BEHZAT ŞAHİN

@behzatsahin7

Yıl sonu yaklaşıyor, 61 bakımı yaptırma zamanı. Hani işte yağdı, suydu, kayıştı, ritimdi filan. Sağlık sigortam Florence Nightingale Hastanesi’nde (FNH) de geçerli. Verdikleri hizmet bir yana orayı tercih etmek için başka nedenlerim de var.

Check-up için hafta başına randevu verdiler. Daha doğrusu İsmihan, benim adıma randevu alıp “Pazartesi 10:10’da hastanede olacaksın” buyurdu. Nedense, “Yav çok iyiyim, ne gerek var?” sözümden çok, oradan çıkacak sonuçları daha inandırıcı buluyor. Üç gün önceden içkiyi (Eskiden bir gün önceydi, ne oldu da buna da zam geldi?), 12 saat önce de yemek yemeyi kesmem gerekiyormuş. Ne yapalım, uyacağız. Ama krizi fırsata çevirmeme engel yok.

Gökdeniz’le (Gür) Kemal’i (Ayalp) aradım, “Sizin oralarda olacağım, işiniz bittiğinde Zervan’da rakı içelim mi?” diye. Gökdeniz FNH’de yönetici, Kemal de genel cerrah. İkisiyle de görüşmeyeli çok olmuştu. Zaten Zervan’ı da daha önce bu vesileyle gittiğimde onlardan öğrenmiştim, hem bu kez yazarım da bari.

Kan testi, EKG, ultrason vs. gibi bu yazının meselesi olmayan sıkıcı konuları bırakıp biz akşama geçelim. Kemal altı-yedi kişilik yer ayırtmış. Ben zaten boştayım, onların mesai bitiminden 1-1.5 saat önce gidip çöktüm Zervan’a.

Zervan Ocakbaşı’nın girişini tabela kalabalığından kaçırabilirsiniz.

Zervan Ocakbaşı, FNH’den çıkıp Şişli Camisi’ne doğru giderken E-5’in altından geçtikten sonra sol tarafta, bir binanın bodrum katında. Tam olarak Abide-i Hürriyet Caddesi, No 150-C’de.

Bağımsız bir girişi, merdivenlerin başında, yol hizasında bağırmayan iki tabelası var. Hatta diğerlerinin arasında kayboluyor desem yeridir.

Hava soğuk, avludaki yazlık bölüm kapalı.

Daha önce gittiğimizde bir yaz günüydü, dışarıda oturmuştuk. Şimdi yağmurlu ve soğuk, dışarıyı servise kapatmışlar. O zaman fark etmemiştim, meğer içeride büyükçe bir salon varmış. L şeklinde. Girişin sağ tarafının sonunda ocakbaşı ve mutfak, L’nin uzun tarafında ise daha fazla masa var. Henüz müşteri yok, yaş almış iki garson ve ocakbaşında oturan birkaç genç var; müşteri değiller ama.

L’nin uzun tarafı.

L’nin köşesine oturdum, böylece salonun uzun tarafı da kısa tarafı da kontrol altında. Dört ekrandaki şömine alevi görsel sıcaklık veriyor.

L’nin kısa tarafı.

Beklerken bira içeyim bari. İki markanın birer çeşidini saydılar; istediğimin kutusu geldi, şişesi yokmuş. Patates dondurulmuş imiş, açıkça söylediler, sipariş etmedim.

Hazır müsaitken bana servis yapan Burhan beyle (Çakmak, 59) lâfladım. Kastamonulu, meslekte 48’inci yılı. Harbiye’deki Kervansaray’da komi olarak başlamış. Her tarz restoranda çalışmış, daha çok da İtalyan. İki buçuk yıldır da burada. Sahibi Hakkı bey imiş, birazdan gelirmiş.

Soldan sağa; Turgut bey (Baysu, 61), mutfağın başında Antepli Adnan bey (Nane, 54), ben, Burhan bey, Hakkı bey. 

Geldi Hakkı bey (Sönmez, 55). O burayı 6.5 yıldır işletiyormuş. Mekânın 12-13 yıllık bir geçmişi varmış. Ayrıntısına girmese de meyhaneciliğe burada, balıklama dalmış anlaşılan. İyi de yapmış.

Her gün, kendi deyimiyle “365 gün” açık. Saat 11:00-03.00 saatlerinde servis veriyorlar. Asıl servis paket tarafındaymış. Ocakbaşında gördüğüm gençler de moto kurye anlaşılan. Günlük 10-12 meze, kebaplar, lahmacunun yanısıra pakete yönelik makarna, pizza da varmış:

“Burası müdavim mekânı. Çevre esnafı, işte adliyeden (Çağlayan Adliyesi), hastaneden (FNH) sürekli müşterimiz var. Bildiğimiz müşteriyi tutarız 3’e kadar, paket o saate kadar devam ediyor, bilmediğimiz müşteriyi en geç 1’de yolcu ederiz.”

Tabelalarını da hiç değiştirmemişler. Öyle bağırmayan, siyah zemin üzerine Zervan.

Peki, Zervan?

“Zerdüşt inancında sonsuz zaman demekmiş. İlk açan sahibi, pandemide rahmetli oldu, koymuş adını, değiştirmedik.”

Ben size Vikipedi’den aktarayım:

“Zerdüştçülük, Zerdüştîlik ya da Mecûsîlik, günümüzden 3.500 yıl önce Zerdüşt tarafından İran’da kurulan, yaklaşık M.Ö. 6. yüzyıldan M.S. 7. yüzyıla kadar PersMed ve Sasani İmparatorluğu’nun dini olan, içerisinde düalist ve eskatolojik inanışın ilk örneklerini barındıran, dünyanın en eski tek tanrıcı vahiy dini. Bu dine inananlar Zerdüştçü, Mazdaist ve Zerdüştî olarak adlandırılıyor olup bedenen öldükten sonra dirilip Ahura Mazda‘nın huzuruna çıkacaklarına ve orada sorgulanacaklarına inanırlar. Zamanla Zerdüştlüğün Zurvanizm gibi alt dalları ortaya çıkmıştır. Zurvanizm inancı, Zurvan olarak bilinen zaman ve kader tanrısını baş tanrı konumuna yükseltmiştir.”

İşte bu Zurvan aynı zamanda bizim bodrum kattaki mütevazı Zervan.

Bütün bunları niye önceden anlatıyorum? Masanın devamı gelince öyle bir muhabbete dalarız ki ne ben hepsini aklımda tutabilirim -muhtemelen- ne de ‘şerefe’ kadeh kaldırdıktan sonra bazılarını yazabilirim. Arife tarif gerekmez.

Geldi ekip. Soldan sağa, Serdar, Gökdeniz, bendeniz, Davit, Onur, Gökhan, Kemal.

Hah, geldiler. Bende de sizi oyalayacak lâf tükenmek üzereydi zaten. Gökdeniz, Serdar, Gökhan, Onur, Davit. Kemal ameliyattan çıkıp gelecekmiş. O gelene kadar yeni ahbaplarımı tanıştırayım. Hepsi FNH’den. Serdar (Onurlu) mali direktör, Gökhan (Oral) hasta hesapları müdürü, Onur (Şahin) tahsilat servis müdür yardımcısı, Davit (Saba) Prof. Dr., kalp ve damar cerrahı. Kemal de ilk kadehe yetişti.

Mezeler tepside sunuluyor.

Mezeler mostra tepsisinde gösterildi. Ben Davit’le lâflarken sağolsunlar bizim yerimize de seçmişler. Atom, humus, acılı ezme, köz patlıcan salatası ki ılık geldi, nefis. Diğerleri de pek leziz. Önden getirdikleri tulum peyniri de hiç sıradan değil. Ekmek yememeye çalışırım, balon pideleri de yediriyor işte.

Az meze, hepsinden memnunuz. Kemal’deyiz zaten. Ne yedirse razıyız.

İyi ki teknik ayrıntıları baştan vermişim. Masada muhabbet gırla. Hastane ciddiyetinden uzak, şahane muhabbet. Herkesin on parmağında on marifet. Avcı da var aramızda, Kemal ve benim gibi denizci de. Davit’in ailesi Bursa kökenli. Dedesi, babası şarap işindelermiş. Bursa’nın meşhur Arap Şükrü Sokağı’nın kurucuları desek yanlış olmaz.

Lahmacun geldi sonra, incecik hamuru. Kuzu şişin suyu içinde.

Kuzu şiş kıvamında.

Aaa, meyve ikrâm ettiler. Daha saat kaç? Kemal el koydu olaya, “Daha Adana yiyecektik.” İyi ki yemişiz.

Adana da.

Sonradan anladım acele etmelerinin nedenini. Gökdeniz’den bilirim, pek disiplinlidir, mesaiden önce işinin başındadır. Kemal ve Davit’in de ameliyatları varmış. Sağolsunlar benim için biraz daha uzatıyorlar zamanı. Garsonlar bildiği için, onlar apar topar kalkmadan önce ikrâmları yapmak istemiş.

Bu arada sormuyorsunuz ne içtiniz diye. Bir 70’lik söyledik başta, sonra bir 35’lik. Deplasmandayım, müdahale etmiyorum ama ekip sağlam, muhabbet ona kezâ. Bir 35’lik daha geldi ardından.

Beni bağlamasa da Hipokrat Yemini’ne sadık kalıp@ hastalara karşı sorumluluğumu yerine getirerek geceyi uzatmadım bu kez.

Hesap!

Ödenmiş.

Maalesef.

Serdar masada da mali direktörlük yapmış.

Bizim hesabı bilmesem de fiyatları sormuştum. Bira 160, 35’lik 850, mezeler 170-200, Adana 490, yağlı kara 650, tavuklar 450 lira. 

İki cinsiyete ayrı tuvalet var. Erkek tarafında bir pisuvar bir kabin. Temizler.

Dedim ya, şerefe kalktı kadehler. Masada konuşulan masada kaldı. Gündüz kendimi doğru ellere teslim etmişim. Onlardan lâf alamazsınız, ben itiraf edeyim; karaciğerimde yağlanma varmış. Kimde yok ki!

Yönergelere sadık kalıp dün akşam 12 saat önce yemeği kesmiş, bol bol ıhlamur içmiştim. Ve dün akşam hiç ilginç bir şey yaşamadım. Bir de bu akşama bak.