Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Protesto hakkı o kadar “tu-kaka” hale getirildi ki hakkı kullanmaya çalışırken bu hakkı ne amaçla kullandığımız üzerine kafa yormayı bıraktık gibi geliyor. İletişimi, protestoyu hatta propagandayı bile kavram olarak bir kenara bırakalım, hayatta her an bir amaç için adım atarız. Eve gelirken markete uğradığımızda akşam yemeği hazırlamak gibi bir amacımız vardır. Birine telefon açtığımızda söylemek istediğimiz bir söz, iletmek istediğimiz bir mesaj vardır, karşımızda seçilmiş bir alıcı vardır. Başımıza kötü bir iş geldiğinde, bir refleks gibi imdat diye bağırmamızın bile olabildiğince çok kişinin duymasını ve yardıma koşmasını sağlamak gibi öğretilmiş bir amacı vardır. Kendimize hiç soruyor muyuz bazı protesto şekillerinde: Amacımız ne?
Mesela ortak bir metne imza toplamak 2024 Türkiye’sinde neye hizmet ediyor bir düşünelim. Meslek grupları ya da sivil inisiyatifler arasında metin dolaşıp imza toplandığında, metni dikkatle okuyanlar genelde sadece metne imza atanlar oluyor. Basına yansıması “145 aydın…”, “250 yazar…” haydi bilemediniz “3 bin 500 yurttaşın imzasıyla…” şeklinde. Hangi basına yansıması peki? Bu imzaları verenlerin takip ettiği ve onları takip eden basına. Ne de olsa haberciyiz deyip öyle yandaş medya ana haberlerinde vs. kimseler konuşmuyor bu konuyu. O imzalanan metin onaylanana kadar yüz tur güncelleniyor, herkesi memnun edecek hale gelene kadar herkes yorumunu iletiyor. Aman noktalı virgülü bile yanlış yere koymayalım, metin şıkır şıkır olsun. Birileri onca imzayı topluyor, notluyor, alfabetik sıralıyor. Tashihi, ilavesi, son dakika haberi olanı vs. az iş değil. Sonra da basına servisi…
Ne değişiyor? Ne fark ediyor? İletişimin alıcısı kim? Bu mesaj kime gidiyor? Muhatap boşlukta, iktidar kimseyi bu şekilde muhatap kabul ediyor mu? Bir geri bildirimi oluyor mu? Yalnızca imza ile kazanılan herhangi bir zafer var mı? Bilinirliği artıralım amacındayız diyelim; e onda da aynı hedef kitle içindeyiz, zaten konuyu bilenler arasında yayılabilen bir haber. Kitle genişleyemiyor ki? Tarihe en azından bir not düşmüş olalım amacında mıyız? O zaman da demezler mi bu tarih hangi bir olayda hangi birinizin imzasını yazsın, arşiv taştı, data dağ oldu? Amaç “En azından biz imzacıların tavrı net olsun” ise; dost acı söyler, kimsenin adı da tavrı da öyle kendi sandığı kadar elzem, önemli ve tarihi değil maalesef şu yangın yerinde. Kendini önemli hissetmek için yapan varsa aynaya bakıp kendi yüzüne söylese daha direkt bir iletişim olur kendi kendisiyle.