Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Türkiye’nin Suriye stratejisinde en önemli tehdit olarak gördüğü YPG artık NATO üyeleri de dahil birçok ülke için IŞİD’e karşı savaşın en önemli aktörü. Avrupa ve ABD’de siyasi kanadının temsilcilikleri var. Haliyle topraklarını Suriye içlerine doğru genişletmek isteyen Türkiye karşısında dişli bir rakip buldu. Üstelik rakibinin Türkiye içlerine uzanma, operasyon yapma gücü var. TUSAŞ saldırısında asıl korkulan yan bu. Zaten Erdoğan da “Teröristlerin Suriye’den sızdıkları kesin” diyerek Suriye’yi işaret etti. Ordu da saldırının ardından namlularını Suriye sınırına doğrulttu. “Öcalan Meclis’te konuşsun” çıkışı bir telaşın, bir acil durumun işareti mi, yoksa planlı devlet tatbikatı mı bilemeyiz. Ama şurası kesin, devlet açısından Suriye’nin kuzeyinde Kandil’den daha tehlikeli bir oluşum var.
Yani TUSAŞ saldırısı Kürt sorununda kartların yeniden dağıtıldığını bir göstergesi. Türkiye elinde kalan kartların sayımını yapıyor ve açılımın zorunlu olduğunu görüyor. Kaybetme ihtimali yüksek olmasa ip toplamayacağını, hele bunu Devlet Bahçeli’ye yaptırmayacağını biliyoruz. Devlet Bahçeli ipini toplayarak oluşacak tepkileri ve tabii partisini de yoldan çekmiş oldu. İlk ve en büyük desteği ülkücü mafyadan almasını rastlantı sayamayız. Düzene büyük hizmettir.
Öyle veya böyle, ipli veya ipsiz, işte Devlet bu. Barış yapılacaksa onlarla yapılacak, adım atılacaksa onlarla atılacak. Kurtlu çözüm kutlu olsun, diyecek bir şey yok. Yalnız buradan Türk ve Kürt halkının yararına bir şey çıkmayacağını akıldan çıkarmamak gerek. Devlet ipini toplamışsa, mutlaka başka bir hesabı vardır. Not ediyoruz; Karamsar olalım diye değil umutlar bir kez daha kırılmasın diye…