Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
“Barış”a tahammülsüzlüğünü ısrarla sürdürenlerin başını siyasi ikballeri için ırkçılıktan, halklar arasında düşmanlık yaratmaktan medet uman İYİ Parti ve Zafer Partisi çekiyor. İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu Meclis’te yaptığı “urgan şov” ile Zafer Partisi Genel Başkanı Özdağ ise olanak bulduğu her kanaldan Kürtlere karşı düşmanlığın ve savaşın propagandasını yapıyor. Bu konuda hayli başarılı olduklarını da kabul etmek gerekir doğrusu.
Toplumsal barış umudunu yeşertecek bir çözüme/diyaloga karşı çıkan, tepki gösteren diğer bir kategoride ise “sürecin ardında bit yeniği arayanlar” bulunuyor. Kürt sorununun demokratik çözümüne karşı olmamakla birlikte, devleti temsil eden aktörlere güvenmediği için sürece karşı olan bu kesimin temel argümanı, “halkı tarihin en derin ekonomik ve sosyal kriziyle karşı karşıya bırakan ve 31 Mart seçimlerinde toplumsal desteğini kaybettiğini açıkça gören AKP/MHP’nin iktidarını sürdürebilmek için bu süreci kurguladıkları”dır. Bunlara göre yeni bir çözüm sürecinin gündemde olması, ekonomik ve sosyal sorunları geri plana itecek, dolayısıyla iktidara yönelik tepkiler zayıflayacaktır. Öte yandan “15 Temmuz darbe girişimi bahanesiyle kurulan otokratik rejimin kalıcı hale gelmesi ve Erdoğan’ın tekrar seçilmesinin önündeki engeli kaldıracak yeni bir anayasa için DEM Parti’nin ve Kürt seçmenin desteğinin alınması amaçlanmakta”dır.
Bu bağlamda sürece Erdoğan ve Bahçeli’nin niyetleri üzerinden bakmak yerine hem barışın ve demokratik çözümün nasıl toplumsallaştırılması gerektiği üzerinden bakmak ve hem de 2012-2015 dönemindeki sürecin berhava edilmesinden de dersler çıkarmak gerekir. Kaldı ki bir halkın diliyle, kültürüyle, siyasal haklarıyla yok sayıldığı bir durumda “Önce ülkede demokrasi olsun sonra bu haklar elde edilir” denilemez! Zira ezilen, yok sayılan halkın mahrum bırakıldığı temel haklar sağlanmadan toplumun bütününde demokrasiyi, özgürlükleri elde etmek de mümkün olamaz. Sözün özü: Toplumsal barışı sağlamak için devleti temsil eden siyasi iradenin niyetini sorgulayarak barışa umut olacak bir sürece karşı çıkmak yerine; siyasal ve kültürel hakları için mücadele eden halkın yanında yer almak -o halkın haklarını elde etmesini sağlayacağı gibi- ülkede demokrasinin, özgürlüklerin gelişmesine de önemli katkı sunacaktır!