Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Malum, Türkiye’de 2004 yılında Anayasa’nın 38’inci maddesine konan şu ifade ile ölüm cezası kaldırıldı: “Ölüm cezası ve genel müsadere cezası verilemez.” Bu yasak mutlak bir yasak. Yani kişiye, suça ve zamana göre değişmiyor. İstisnası yok. Anayasa Mahkemesi bu hükmü, sınır dışı edilecek, başka ülkeye iade edilecek kişiler için de mutlak biçimde yorumluyor. Şöyle ki başka ülkeye gönderilecek olan yabancılar eğer gönderileceği ülkede ölüm cezasıyla karşılaşacağını ortaya koyabilirse bu kişilerin o ülkeye gönderilmesi de yasak.
Fakat uygulamada şöyle bir sorun var. Bir yabancı hakkında sınır dışı etme kararı alınırsa buna karşı başvuru süresi 7 gün. Pek çok durumda yabancılar, bu sürelerden haberdar olmuyor veya dil sorunu, eğitim durumu vb. nedenlerle bu sürelerin anlamını idrak edemiyor. İşte bu risk, Anayasa’daki ölüm cezasına dair mutlak yasağı nispi hâle getiriyor.
Yeri gelmişken ekleyelim: Anayasa’da ölüm cezası kaldırılmış hâlde ama Askeri Ceza Kanunu’nun 20’nci maddesinde ölüm cezası duruyor. Bu mevzuatı uygulamanın Anayasa’ya aykırı olacağı açık. Buna rağmen bu madde bir türlü kaldırılmıyor. Dile kolay. Aradan yirmi yıl geçti, sayısız reform gündeme geldi ama bu hükme hiç dokunulmadı. Hazır “idam isterük” diyenlerin kazanları soğumuş ve sesler dinmişken, fırsat bu fırsat, bu konularda bir düzenleme yapılmasını öneriyorum. Bu tarihi yanılgının son kalıntılarını da silip atmak için…