Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Peki adına ‘çözüm’ denemeyen, hatta ‘süreç’ bile denemeyen, ‘hareket’le bu durum değiştirilebilir mi? Elbette meseleyi konuşurken -zaten iktidar sözcüleri bile ekranlarda şimdi yeniden öyle yapar oldu- ‘barış için bir kapı aralanıyorsa ne iyi, ne mutlu’ demeden söze girilmemeli. Fakat mesele böyle ortaya konup iktidarıyla, muhalefetiyle, bütün ‘iç’ aktörlerin desteğiyle ‘iç cephe’ güçlendirilmiş olsa bile bu yeterli olacak mı? ‘Mozaik değil mermer’ denilerek boşa geçirilen uzun yıllardan sonra yeni bir düzene geçmeyi sağlayacak bir ‘güven’ en mümkün şeffaflık işletilerek yaratılabilir mi? Daha baştan ‘İmralı ve DEM olsun da, Kandil’le Edirne olmasın’ diye yeni kırmızı çizgiler çekilerek? ‘Bu eli uzattık tutan tutar, tutmayan için yumruğa dönüşür’ diyerek?
Bir ihtimal daha: Zaten ‘yeni süreç’ bu mu? Yani Bahçeli’nin çizdiği eksende, ‘Demirtaş’ı muhatap almayan’ (o da Edirne Cezaevi’nden saldırı sonrasında ‘tüm gücümüzle arkasında olacağız’ vurgusuyla ama Öcalan’ın inisiyatif almasını önceleyen bir açıklama yaptı), Kandil’e vuran/vurmaya da devam edecek olan ama Öcalan’ın ve DEM’in ‘güçlü iç cephe’ için muhatap alınacağı bir süreç… Belli ki bu konuda ‘fikir birliği’ var ama onun dışında bir tek ‘ekstra adım’ yok mu? Yani barış konuşuluyorsa barış adımı; saldırı/çatışma söz konusuysa bilinen kodlarla devam diye giden bir süreç mi?
Böyle bir süreçle nereye kadar gidilebilir, ne yapılabilir? İktidar sahipleri adına bu kadarı bile ‘ileri’ ve şaşırtıcı görünebilir. Ama ‘şaşırtıcı’ çağrılar yol almaya yetecek mi? Yoksa şimdiye kadar kaçırılan trenlerden alınan doğru düzgün bir ‘ders’ var da buna göre bir adım at/adım atayım rotası mı izlenecek? Yanıtları çok beklemeden, 102. yılın hemen başında alacağız gibi görünüyor!