Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Birinci Çözüm Sürecinin niye bittiğinin doğrusunu söylemeyen bir iradenin yeni süreç için söyleyeceklerini temkinli ve on kat tartarak değerlendirmek gerekir. Eğer yeni sürecin akamate uğranması istenmiyorsa, Birinci Çözüm Sürecinde yapılan yanlışlar ve eksiklikler önemli bir yol haritası olarak önümüzde duruyor. Çözüm masasının ayakları sağlam değildi ve günü geldiğinde o masanın yıkılacağı en azından benim açımdan çok belliydi. Çünkü çözüm, Yaklaşık 40 yıl boyunca birbiri ile savaşmış, ölmüş ve öldürmüş iki tarafın, hadi oturalım ve sorunu çözelim naifliğine sığacak bir duruma tekabül etmiyordu. Defalarca yazdık. Bu tür sorunların çözümü, üçüncü göz dediğimiz farklı ülke ve kurumların hakemliğinde görüşülür, müzakere edilir. Bu durumda mevcut sorun, dünyanın gündemine taşınmış olur ve çözümü için uluslararası kamuoyu oluşur.
Masaya oturan taraflar, canı sıkılınca o masayı deviremez. Kendilerine bir maliyeti olur. Görüşmeler ilk başladığında, gözlemci devletlerin eksikliğini yazdık. AKP iktidarı diyeceğimiz Devlet, böyle bir şeye karşı olduğunu kalın cümlelerle belirtti. Kürt tarafının da bu konuda çok ısrarcı olduğunu (en azından ben bilmiyorum) söyleyemeyeceğim. İş daha çok, bu toprakların insanları olarak biz çözelim, başkası bizi anlamaz, süreci sabote eder retoriğine indirgendi. Bu tehlikeli bir retorikti. Devlet böyle istedi, Kürt tarafı da çözümden kaçmadığımızı görsünler yaklaşımı ile fazla ses etmedi. İsteyenin, istediği zaman masayı devireceği bir süreç böylece başlamış oldu.
Devletin niye gözlemci heyet istemediği sonradan anlaşıldı. Zamanı geldiğinde, katedilen bütün mesafeyi bir sözü ile yok etti. Medya gücünü de arkasına alarak, “Bunlar barıştan anlamıyor, bakın görüştük ama bizi kandırdılar” sözlerini kamuoyunun üzerine boca ettiler. Kürt tarafı istediği kadar, ‘Biz çözümden kaçmadık, Dolmabahçe Mutabakatına kadar geldik ama Erdoğan süreci bitirdi’ desinler. Devlet de biliyordu bir üçüncü göz olduğunda, bu işlerin böyle kolay sonlandırılmayacağını. AKP ve Erdoğan iktidarı hep pragmatist oldu. Zamana ve şartlara bağlı olarak sağa sola esneyebilen bir partidir. Hangi saikle Çözüm Sürecine başlamış olursa olsun, en nihayetinde kar-zarar hesabıyla süreci yönetti. Bu süreci oya çeviremediğinde de, hadi bana eyvallah dedi. Kürtlerin çözümden anladığı şey ile AKP-MHP iktidarının anladığı şey ne kadar farklıysa, çözüm de o kadar zor olur. Buna hazır olmalı demokrasi güçleri. Elbette iki tarafın da tam istediği şekilde sonuçlanmaz böyle süreçler. Karşılıklı tavizler ile bir sonuca ulaşılır. Önemli olan iyi niyet ve çözüme inanmaktır. Ne var ki eski hataya düşmemek için yola doğru çıkılmalı.