Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Güzel futbol ile sonuç futbolu arasındaki gerilim, sadece spor açısından değil, yaşamsal olarak da çok temel bir ikiliğe dayanır: Kazanmak mı, güzel oynamak mı? Bu gerilimin her zaman sonuç tarafında yer alan biri olarak Mourinho’nun kimseye güzel bir futbol vadetmediği aşikârdı. Ama sorun şu ki, Mourinho takımlarının ortaya koyduğu futbol, artık sonuç anlamında da pek bir şey vadetmiyor. Elbette her takım göze hoş gelen, eğlenceli bir futbol oynamak zorunda değil. Her takım topa sahip olmak, çok sayıda pas yapmak ve bu şekilde rakibine üstünlük kurmak zorunda değil. Sonuca yönelik, fazla risk almayan, iyi savunma yapan ve hücuma hızlı çıkarak bulduğu şansları iyi değerlendiren bir takımla da başarıya ulaşmak mümkün. Ama o zaman da savunmada rakibe şans vermemeniz ve hücumda bulduğunuz az sayıdaki pozisyonu gole çevirip maçları kazanmayı bilmeniz lâzım. Mourinho’nun Fenerbahçe’sinin böyle bir gerçekliği de yok.
Hem hücumda üretken değiller hem de savunmada güvenli görünmüyorlar. Özellikle öne geçtikten sonra tamamen reaktif bir yapıya geçip buna rağmen kalelerini güvende tutamıyorlar. Ağustos ayındaki Göztepe ve dün akşamki Samsunspor maçlarında olduğu gibi. Dolayısıyla Mourinho’nun “pragmatik futbolunun” gerçekte ne kadar pragmatik olduğu sorgulanmalı. Evet, ortada gayet sıkıcı bir futbol var, ama bunun ne uğruna olduğu belli değil. Şayet Fenerbahçe bu ziyadesiyle iç karartıcı futboldan sonuç anlamında bir yarar sağlayamıyorsa, o hâlde pragmatizm bunun neresinde kalıyor?
Mourinho’nun bu şekilde belki eleme usulüyle oynanan turnuvalarda hâlâ bir şeyler kazanma şansı olabilir; Roma’nın iki yıl önce Konferans Ligi’ni kazanması gibi. Ama açık söylemek gerekirse, bu kadar kıpırtısız ve yavan bir futbolun uzun lig maratonunda şampiyonluğa ulaşması imkânsız. Kazandığı son lig şampiyonluğunun üzerinden 10 yılın geçmesi de bu anlamda tesadüf olmamalı.