Ahmet Gürsoy: Türk milliyetçiliğinin dibe vurduğu yer işte tam da burasıdır

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

warning
Okura not:

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Her ne olduysa birdenbire gene “Çözüm Süreci”nden söz edilmeye başlandı. Eş zamanlı olarak Suriye’nin kuzeyinde tam da PKK/PYD bölgesinde bir hareketlenme yaşandı. Yine eş zamanlı olarak, AKP’nin akıl hocalarından bir zat çıkıp dedi ki “Ankara ile Öcalan’ın görüşmesinde hiçbir sakınca bulmam.” Kişisel görüşünden sonra partisinin görüşünü açıkladı: “Biz, Kürtlerin kazanımından rahatsızlık duyan bir parti değiliz. Bizim Hükûmetimiz Suriye’deki Kürtlerin ne yönetiminden ne de kazanımlarından rahatsızlık duyar…” Benim cevabım hazır: Böyle olacağını biliyorduk. Hep söylüyorduk. Siz Büyük Orta Doğu Projesi’nin karşısında değil yanında ve hatta içinde yer alıyorsunuz. Söylediğiniz amaç, hedef, proje, ABD’nindir ve 22 ülkenin toprak bütünlüğünü, rejimini kapsamaktadır. Dolayısı ile sözleriniz malumun ilanıdır.

Gelelim görevlendirilen Bahçeli’ye ve başlattırılan el sıkma projesinin devamına. Hedefiniz nedir, denildiğinde, DEM’e el uzatmak için giderken Bahçeli’nin hemen arkasında duran “Çözüm Süreci’nin” bir numarası Efkan Ala, “yeni bir süreç yok”, deyip konunun yeni anayasa ile alakalı olduğunu söylüyor. Bunu anladı da “Yeni Anayasa” denilen ve sır gibi saklanan hedefin içeriğinde “Çözüm süreciyle” ilgili bir madde olup olmayacağını nereden bileceğiz? Söylemedikleri için bilemiyoruz. Ancak, tam bu noktada bir düşünce, akıllara, Metiner’in ortaya koyduğu ve kimsenin fazla ilgilenmediği sözleri hatırlatıyor. Acaba burada söylenenler, yeni başlatılan süreçle ilgili bir mesaj olarak yorumlanabilir mi? DEM’le el sıkışıp, Öcalan’a çağrı ile süren yeni siyasete bir işaret fişeği yakılmış olabilir mi? “Siz iktidarla iş birliği yaparsanız, iktidar da (iktidardan kastım Cumhur ortaklarının tümü) Suriye’deki otonomiyi kabul eder” denilmiş olabilir mi?

Olup-bitene şaşıralım mı? Neden şaşıralım ki? Her şey gözümüzün önünde ve üstelik de gözümüzün içine soka soka yapılıyor. Düşünsenize Bahçeli dahi, idam mahkûmu PKK kurucu lideri Öcalan’dan görev istiyor. PKK’dan kurtulmak, terörü bitirmek için, “haydi, sözünü tut ve bizi kurtar” diyor. Adama kurtarıcı rolü veriyor. Türk milliyetçiliğinin dibe vurduğu yer işte tam da burasıdır. Terörist başından devleti ve milleti kurtaracak adım atmasını istemektir. Terörle mücadele edip, hayatlarını ortaya koyan astsubaylarını sokaklarda yürüten bir siyasi iktidardan (Cumhur ortaklarından) başka ne bekleyeceğiz?

Ahmet Gürsoy’un yazısı