Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Anayasa tartışmasının AKP tarafından yine açılması değil de, bir kez daha “demokratikleşme” ve “Kürt sorununa çözüm süreci” diye ısıtılmak istenmesi ilginç geliyor bana. Aynı yemek kaç kez ısıtılır? Yemeğine göre değişir diyebilirsiniz; doğrudur. Ama çoğu örnekte ısıtıldıkça tadı kaçar. Hele konumuz Kürt sorununun çözülmesi olacaksa, son ziyafet sofrasında kılıçların çekilmiş olduğunu unutamayız.Eski barış veya çözüm sürecine asıl enerji veren, bunlar değil, “analar ağlamasın, akan kan dursun” olmuştu. Kitle hareketi önemini koruyor, genç ve yoksul Kürtler özgürlük kavgası olarak hissettikleri bir mücadeleye angaje oluyorlardı. PKK heyetlerinin gösterilerle ülkeye dönmesi, yüzbinlerin buluştuğu Newroz mitinglerinde mesajlar yayınlanması bu ortama uygun düşüyordu. Barış sürecinin tıkanıklıkları sık sık kan dökülerek açıldı.
Bugün farklı bir yerdeyiz ve bu nedenle yeni çözüm sürecinin merkezine oturtulacağı anlaşılan yeni anayasa gündeminin heyecanı da sınırlı kalacak. Tarikatlar, fırsat bu fırsat, şeriata doğru güçlü bir adım daha atma olasılığına sarılır. Kürtçülük kendisine açılacak alana gözünü diker… Bunlar kamuoyunun, toplumsal atmosferin tava gelmesine yetmez. CHP konuyla ilgilenmek zorundadır elbette. Çünkü ABD projelerine kayıtsız kalamayacaktır. Çünkü cumhurbaşkanı seçimi gelip çattığında anahtarın Kürt seçmeninde olduğunun farkındadır. Ama bu bir mecburiyettir. Atmosfer oluşumu için bu da yetmez.
Anayasa toplumda önemli bir karşılık uyandırmayacak, reyting yapmayacak. Yani olay, son zamanlarda bir Türkiye gerçeği olan, “topluma yabancılaşmış bir egemen siyaset çemberinin” içinde döneceğe benzer. Türk veya Kürt yoksulların, işsizlerin, kız kardeşleri durmaksızın katledilen kadınların, iş “kazaları” yüzünden kelle koltukta çalışan işçilerin, geleceksiz ve barınaksız gençlerin, bunca derdi bir kenara bırakıp “yeter ki şu 12 Eylül anayasasından kurtulalım” diye 12 Eylülden beter bir iktidarın dolmuşuna binmeleri beklenmemelidir. Kürt toplumunda ise “bütün bunlar Sur müteahhitleri için miydi?” sorusunun kendini hissettirmesi için zemin vardır. Gelişmelerin hangi düzen partisine yazacağı hakkında çok şey söylenebilir. Ama düzen siyasetinin topluca yabancılaşmış hali emekçilerin ve cumhuriyetçilerin önüne bir olanak çıkartmaktadır. Sol bu gündeme cesaret ve iddiayla yaklaşmak zorundadır. Eninde sonunda ısıtılan, çoktan bayatlamış bir yemektir. Patronların ve imamların yarattığı Cumhuriyet enkazının üstünde ne toplumsal barış, ne Kürt çözümü, ne yeni Anayasa dikiş tutar.