Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Olaydan salı günü haberim oldu. Kapıkule Sınır Kapısı’nda iki TIR’la Almanya’dan gelen 69 gebe düvenin bir aydır yetersiz yem ve su verilip bekletildiğini, iki düvenin doğum yaparken can verdiğini, bir tanesinin TIR içinde doğurduğunu ve belgelerdeki bir hata yüzünden kesime gönderileceklerini öğrendim. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın damızlık gebe düve ticareti için verdiği teşvik kredisini kullanan iki ayrı alıcının GLT German Livestock Trading GmbH firmasından ithal ettiği hayvanların uygunluğu, bakanlığın görevlendirdiği veterinerlerce onaylanmış. Sonra birden 12 Ağustos’ta bakanlığın internet sitesinde, bu ticaretin yapıldığı bölgedeki küçükbaş hayvanlarda mavi dil hastalığının görüldüğüne dair bir duyuru paylaşılmış.
Edirne İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, hayvanların “hastalığı yayma potansiyeli olduğu gerekçesiyle” kesime gönderilmelerinde sakınca olmadığını bildirmiş. Edirne Kapıkule Sınır Noktası Müdürlüğü de 8 Ekim’de düvelerin acele kesim kararını işleme koymuş. Gebe düveler hastalık bulgusu göstermezken Almanya’dan gelen test sonuçlarında sağlıklı oldukları görülürken, bu karar nasıl alınıyor? Kapıkule’den mezbahaya gönderilen hayvanlar gebeydi ve karınlarında yavrularıyla katledildiler! Bu sürecin en acı tarafı ne biliyor musunuz?
Bu olay, bir kez daha sarsıcı gerçeği yüzümüze çarptı: “Mal” olarak görülen hayvanların yok edilmesinin yolunu açan da insan hukukudur. Yürütme durdurulsa da “imha edilen” ilk buzağısına gebe düveleri ve onların karınlarında boğularak can veren buzağıları geri getirecek hiçbir güç yoktur.