On gün kadar önce Türkocağı İstanbul Şubesi, değerli Başkan Dr. Cezmi Bayram’ın himayesinde ve Prof. Dr. Mustafa Tekin’in yönetiminde “Kul Hakkı” konulu bir çalıştay gerçekleştirdi. Doç. Dr. Muhammet Özdemir’in tebliğinde de belirtildiği gibi “kul hakları” (hukûku’l-ibâd) kavramının yerine, çağımızda -bir bakıma daha seküler olan- “insan hakları” kullanılmaktadır. Bu son kavramın içerdiği anlamlar büyük ölçüde Batı kaynaklıdır; bu da tabiidir. Çünkü bizim medrese uleması “dogmatik uyku” asırlarındayken Batı’da fikir insanları yüzyıllarca insan felsefesi ve insan hakları üzerine düşünmüş, yazmış, bu uğurda bedeller ödemiş ve sonuçta -kendi içlerinde de olsa- epeyce bir mesafe almışlardır.
Tamam; bizde de Kur’ân-ı Kerîm, Peygamberimizin hadisleri hak, adalet, doğruluk, yardım severlik vb. evrensel ahlâk değerleri üzerinde önemle durmuş; âlimler de “Nasîhatü’l-mülûk, Nasihatnâme, Pendnâme, Siyasetnâme, Mev‘iza gibi başlıklarla yazdıkları eserlerde bu değerleri işlemişler; Kur’an ve hadislerin yanında bu eserler de halk eğitiminde ve yönetimde asırlarca etkili olmuştur. Fakat bunlar -adı üstünde- nasihat (öğüt) yazılarıdır; hukukî bağlayıcılığı yoktur; yönetimde yaşanan keyfî uygulamalara ve hak ihlallerine karşı -ahiret tehditlerinden başka- yaptırımlar içermez. Batı’da ise fikrî ve felsefî çalışmaların yanında, Magna Carta ile insan hakları konusunda bir zihniyet dönüşümü başlamış, bu dönüşüm modern demokrasi ve hukuk devleti gibi kavramların içselleştirilmesi ve uygulanması aşamasına gelinceye kadar devam etmiştir.
Müslüman dünyanın muhafazakâr çevreleri, “Bu dil Batılıların dili; bunları Batı söylemiştir; o halde sen söylememelisin!” anlayışındalar. Fakat bu da Bazı Müslümanların ürettiği tersinden bir Batı tekelciliği ve sonuçta bir kompleks değil mi? Önemli olan, bir kültürü taklit etmemiz veya reddetmemiz değil, o kültürün faydalı içerik ve amaçlarını temellük etmemiz, yani kendi kültürel kodlarımız içinde eritmemizdir. Taklitte bize ait olmayan kültür bizi teslim alır; temellükte ise biz o kültürü teslim alırız. Müslümanlar ‘insan hakları’nı temellük etmek zorundadırlar. Çünkü bu kavram da ‘hikmet’tendir ve “hikmet müminin yitik malıdır.” Kaldı ki, bizim kültürümüzde ‘insan hakları’ (hukûku’n-nâs, hukûku’l-âdemiyyîn) kavramı 1200 yıl önce kullanılmaya başlanmış. Sonuçta reaksiyonerlikten kurtulup, bugün insanımız ne kadar saygın ve onurlu, ona bakmalıyız.