Salih Cenap Baydar: Cemaatçi perspektifinden, ülke adeta bir hain üretme fabrikası gibi görünür

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Sosyal medya yorumlarımız, gazete yazılarımız, siyasi nutuklarımız “hain” ithamlarıyla dolup taşıyor. Neredeyse herkes birilerini vatana, millete, dine, davaya, takıma, cemaate, partiye “ihanetle” suçluyor. Gelin bu hain ve ihanet kavramlarını sosyolojik bir analiz için masaya yatıralım. Hain kimdir? Neye ihanet denir? Kimin hain olduğuna kim karar verir? Sosyolojide, kan bağı (aynı aileden, sülaleden olma) ya da mekan bağı (aynı köyden, kasabadan olma) ya da cemaat bağı (aynı yerel inanç grubunun müntesibi olma) üzerinden yürütülen ilişkilere birincil ilişkiler denir.

“İhanet”, asıl anlamını birincil ilişkilerin belirleyici olduğu köylerde, kasabalarda, yerel cemaatlerde, kabilelerde, aşiretlerde kazanır. Bir kişi, neredeyse tamamen duygular üzerine inşa edilmiş birincil ilişkiler çerçevesinde kendisinden beklenen davranışları sergilemediğinde buna ihanet denir. İhanet, paylaşılan inançlara aykırı davranma halidir. Yaptıklarımızı ihanet olarak niteleyenler öncelikle eşimiz, dostumuz, ana babamız, kardeşimiz, akrabalarımız, sonra kabilemiz (reisimiz), aşiretimiz (ağamız), cemaatimiz (hocamız) olur. Ama kozmopolit şehirlerde yaşayanlar için “ihanet” diye bir şeyden bahsetmek çok anlamlı değildir. Çünkü şehirde temas ettiğimiz kişilerle irtibatımızı sevgi, saygı, hürmet, güven, sadakat gibi duygular üzerinden değil, resmi kanunlar, kurallar, sözleşmeler üzerinden kurarız.

Köyden kente geçişin zihinsel transformasyonunu tamamlayamamış, taşralılıktan yakasını kurtaramamış kimseler, fiziken şehirde bulunsalar bile birincil ilişkiler düzeninin kavramlarını kafalarında yaşatmaya devam ederler. Taşralıların biraz da dehşetle “kim kime dum duma” diye niteledikleri, işlerin ferdi tanışıklıklar üzerinden dönmemesine hayret ettikleri şehre intibakları kolay iş değildir. Büyük şehirlerdeki gettolar, küçük cemaatler, tarikatlar, köy kasaba dernekleri, kente intibakta zorlanan taşralılara çöl ortasında bir vaha gibi gelir. O “kurtarılmış bölgelerde” fazlaca vakit geçirmek ise birincil ilişkilerin şehirde de belirleyici olabileceğine dair bir illüzyona sebep olur. Bu hayalle yaşayanların kendi kafalarındaki hayat tasavvuruna uymayan her tercihi “ihanet”, bunları yapan her kişiyi “hain” olarak yaftalaması gayet tabiidir. Cemaatçi perspektifinden bakıldığında ülke adeta bir hain üretme fabrikası gibi görünür.

Salih Cenap Baydar’ın yazısı