7 Ekim Ortadoğu için bir şüphesiz dönüm noktası. Ancak her şey aslında çok önce başlamıştı. İsrail’de güvenlikçi politikalar ve yoğun güç kullanımıyla sağlanabilen kırılgan ateşkes dönemleri çözüm yolu olarak sunulmuş, Filistin halkı, etrafına duvar örülen toprak parçalarında ikinci sınıf insan yaşantısını sürdürebilmek için bile kökten dinci örgütler ya da yolsuzluğa bulaşmış yöneticiler arasında tercih yapmaya zorlanmıştı. Zengin Arap rejimleri de Filistin meselesini ekonomik çıkarları önünde bir engel olarak görüp yok sayma eğilimine girmişti. Oysa 7 Ekim her şeyi değiştirdi. “Filistin sorunu çözülmeden Ortadoğu’ya barış gelmez” sözünün haklılığı bir kez daha görüldü. Üstelik bu kez bölgesel bir savaş tehdidi hiç olmadığı kadar yakın.
Ateşkes umutları, İsrail’le olası pazarlığı yürütecek isimler öldürüldükçe suya düştü ve Hamas lideri Haniye’nin öldürülmesi için misafir edildiği Tahran’ın seçilmesi, İsrail’e karşı savaşını vekil örgütler üzerinden yöneten İran’ı da doğrudan savaşın içine çekti. Tahran yaklaşık 180 balistik füzeyi İsrail’e ateşledi, engellenemeyen çok sayıda füze askeri üslere ya da Tel Aviv’deki çeşitli noktalara isabet etti. Şimdi İsrail’in vereceği yanıt bekleniyor. Tetiğin ezildiği ancak asla çekilmediği karşılıklı caydırıcılık devri sona erdi, “yangını söndürmek için üzerine körükle gitmek” anlamına gelebilecek İngilizce “escalate to deescalate” denilen bir cinnet stratejisi, meşru bir tanım olarak literatüre sokulmaya çalışılıyor artık. Gazze yıllar süren abluka nedeniyle dev bir açık hava hapishanesiyken son bir yılda dev bir katliam sahasına dönüştü. Yabancı gazetecilerin serbest biçimde girmesine izin verilmediği için yerel gazeteciler oradaki yegâne bilgi kaynağı oldu.
“Gelin, beni alın… Lütfen çabuk gelin, korkuyorum. Beni alacak birine haber verin lütfen…” bunlar tüm ailesinin öldürüldüğü bir saldırıda onların cansız bedenleri içinde aracın içinde sıkışıp kalan 6 yaşındaki Hind’in son sözleriydi. Telefonla ulaştığı ve bu konuşmayı kaydeden yardım görevlileri ona yardım için bir ambulans gönderdiler. Sonra ne ambulanstan ne de Hind’den haber alınabildi. Ta ki İsrail askerleri bölgeden çekilinceye kadar. 12 gün sonra olay yerinde delik deşik bir araç, vurulmuş bir ambulans ve öldürülmüş sağlık görevlileri ve Hind ve ailesinin cansız bedenleri bulundu. Amerikalılar İsrail’in olayı soruşturmasını beklediklerini söylemekle yetindiler, İsrail ordusu suçlamaları reddetti. Birleşmiş Milletler uzmanlarına göre aile kaçarken hedef alınmıştı ve yaşananlar bir savaş suçu olarak nitelendirilebilirdi. Oysa ne bu raporlar ne de Hind’in yardım isteyen çığlığının ekranlarda çınlayan yankısı, küresel sessizlik sarmalını aşabildi.