Yargının hükümetin etkisi altında olduğu bir ülkede “yumuşama” ya da “normalleşme” nasıl olur? Siyasal iktidarın yargıdan elini çekmesiyle… Yargının hukuku boğmasına son vermesiyle… HSK’nın evrensel hukuka sahip çıkmasıyla. Bunun böyle olması gerektiği AKP kendi parti programında da kabul ediyor zaten… 2001’de bunları vaat ediyorlardı. Programa bunları yazdılar, bir süre de bu yolda yürüdüler… O yıllar, Türkiye’nin dünyanın yıldızları arasında olduğu, her yerde saygı gördüğü, kalkındığı, bütün Müslüman ülkelerin hayranlıkla izlediği bir ülke olduğu yıllardı. Sonra bu yoldan döndüler… Söylediklerinin tam tersini yaptılar… Ve battık… Sağlam bir tek kurum kalmadı, hepsi birden çöktü.
Bu durumda “yumuşama” ya da “normalleşme”, en azından AKP’nin kendi programına ihanete son vermesi anlamına gelmez mi? Veya bunun için CHP’nin yeri göğü inleterek hukuk devletinin inşasına tavizsiz öncelik etmesi gerekmez mi? Maalesef ikisi de olmadı. Geçen gün CHP Genel Başkanı Özgür Özel bir Youtube kanalındaki röportajında bunu müthiş bir rahatlıkla ifade etti. Şunları söylüyordu: ”Normalleşme bitti diyorlar, bitmedi. Ben gerekli görürsem gider Erdoğan ile bir daha konuşurum. 28 Şubat paşalarını istedim, hallettiler; ben de teşekkür ettim.” Bu Youtube röportajı sırasında da Türkiye hukuk endeksi sıralamasında gene 142 ülke arasında 117 sırada durmaya devam ediyordu. Hukuk düzeniniz nedir? “Paşaları istedim, hallettiler” düzeni. Yumuşama ya da normalleşme ne? İstenen paşaların verilmesi.
Ülkedeki çoğunluğu ümitsizliğe sevk eden, ana muhalefet partisinin genel başkanının ne söylediğinin farkında bile olamayacak kadar bu durumu içselleştirmiş olması. “Tek adamdan” yargıya emir vermesini istemenin, bununla övünmenin, bu hukuksuzluğu meşrulaştırdığını kavrayamaması. Belli ki CHP’nin “normalleşme” anlayışı, Türkiye’nin hukukun üstünlüğü endeksinde 142 ülke arasında 117. sırada olmasına isyan etmek değil. Bu utanç verici gerçeği “normal” kabul edip, cumhurbaşkanının yargıya emir vermesine yardım etmekle övünmek. Deprem yıkıntıları arasında çaresizce “kimse var mı” diye bağıran insanlar gibi bu rejimin yarattığı enkazın arasında “hukuk isteyen muhalefet var mı” diye bağırıyoruz. Şimdilik, bu çaresiz bağırışlara korkunç bir sessizlik cevap veriyor.