Ortadoğu kaynıyor… Ortadoğu yanıyor.. Ortadoğu’da savaş.. Ortadoğu bataklığı… Ne Ortadoğu’ymuş arkadaş! 20. yüzyılın başında uydurulan bu coğrafi terim; günümüzde “sorun”, “savaş” ve “kan” gibi kelimelerle eş tutuluyor. Tabii Ortadoğu; bu terimi bizzat uyduranlar tarafından sürekli kışkırtmalara, kirli oyunlara, tehdide, rüşvete, yağmaya ve elbette sıklıkla bombaya boğulduğu için terime eş anlam üretme işi başarılı olmuş gibi görünüyor. Başlarım Ortadoğu’ya da, bu terimi uyduranlara da. Ortadoğu da neymiş? Hatta bu terimi, bugün bir kült olarak görülen “Leyla İle Mecnun” dizisinden bir replik gibi söylesem, hissettiklerim daha anlaşılır olacak sanki: Orta mı Doğu?
Önce, anlam kargaşasına bir son vermek adına coğrafyanın doğru adını dillendirelim. Sevgili okur, tanıştırayım; burası Yakındoğu. En az birkaç yüzyıldır kullanılan bu terime -tövbe estağfurullah- bir şey olmuş, sonra onu değiştirip -alıntı metinlerden de değiştiren arkadaşlar anlaşılıyor sanırım- yerine Ortadoğu sözcüğünü iliştirivermişler. Ne biçim sihir be! Kırk yıllık kâni olur mu yani? Olmaz canım okur, olmaz, olamaz.
Yakındoğu coğrafyası, neredeyse Avrupa Rönesans’ına kadar, dünya üzerinde bildiğiniz her türlü gelişmenin, her türlü yeniliğin, yani insana dair en önemli anların ana vatanıdır. 1600’lerde başlayan yağma ile önce bilginin sonra bilimin üstünlüğünü ele geçiren Batı; kendi açgözlülüğüne, kendi hırsına, kendi çapsızlığına yenilip bu üstünlüğü tekrar kaybetmemek adına, bu coğrafyayı bilerek ve isteyerek yangın yerine çevirmiştir. Aslında burası eskiden nasıldı? Neden şimdi böyle oldu? Hoca, alt tarafı bir isme, neden bu kadar takıldı? Malum yerimiz dar, kafanızdaki bu ve bunlara benzer soruların yanıtlarına bir sonraki yazımızda değinelim. Ancak, Batı’nın bu ahlaksızlığına en güzel cevabı yine Batılı bir isimden alıntı yaparak bu haftaki sözlerimize son verelim. Hıristiyan kesiş Joannis Cassiani’nin deyimiyle; “Ex Oriente Lux” yani “Işık Doğudan Yükselir”.