Günlerdir ülkeyi ağır bir vicdan muhasebesi ile yüzleştiren Narin cinayeti ve ardından iki yaşında Malkaralı bebeğin dehşetengiz cinsel istismarı, ülkelerin kaderi coğrafya ise, çocukların kaderinin de aileler olduğunu yeterince gösterdi. Kuşkusuz tüm çocuklar güvenli ve duygusal olarak besleyici evlerde büyümeyi hak ediyor. Bunun sadece romantik bir iyi dilek olduğunu biliyoruz. Küçük de olsa tek teselli, konunun nihayet küresel gündemde güçlü şekilde yer alıyor olması.
Aile içi çocuk cinayeti hukukla önlenemez. Kültürel belirleme karşısında hukukun en küçük bir şansı yoktur. Ancak suçluları cezalandırabilir. Romanya’da çocuk dilenciliği yasalarla suç kabul edilmiştir ancak Romanya sokaklarını çocuk dilenciler (özellikle ailesi tarafından sakat bırakılmış olanlar) karakterize etmektedir. Afganistan ve Pakistan’da çocuğunu satmak yasaktır ama kız çocuklarının cinsel amaçlı, erkek çocuklarının da asker olarak satılması son derece doğaldır. Latin Amerika ülkelerinde, çok katı kanunlarla yasaklanmasına rağmen uyuşturucu kartellerine ailece (çocuklar dahil) çalışmak belli bölgelerde rutinleşmiştir.
Narin cinayetinin sosyolojik verilerine bakarak bu analizi klanlara ve aşiretlere indirgemek yanlış olmaz. Çünkü kapalı topluluklarda bireysel vicdan oluşmaz. Klanın değerleri ve gelenekleri çocuk hakları başta olmak üzere her türlü birey hakkının, vicdan oluşmasının üstündedir. Klan ve aşiretler kadar, kapalı camia kültürü olan her toplum bu ağır travmaya sahiptir. Kapalı topluluklarda çocuklara karşı tehdidi daha iyi anlamanın yollarını bulmalıyız. Anlayabilmek içinse, tek bir grup yeterli olamaz. Bu sorumluluğun altından sadece devlet yetkilileri veya STK’lar veya aileler kalkamaz. Ancak tek bir koalisyon olarak toplumun her köşesi destekler ve bir araya gelirse, çocuk dostu bir adaletle çocuk dostu bir kültürü harmanlayarak bu sorun ile baş edilebilir.