Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkanı Ebubekir Şahin, 8 Ağustos’ta sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, ekonomik ya da siyasi yönlendirmeler yapmak amacıyla “sokağın sesi” adı altında “masumane bir formatta” pazarlanan sokak röportajlarının, ancak ve ancak yayıncısının öznel fikrini destekleyen görüşler olarak dikkati çektiğini öne sürerek şu ifadeleri kullandı:
“Sadece verilmek istenen mesaj doğrultusundaki görüşlerin yer aldığı röportajlarda, sanki genelin sesiymiş veya toplumun büyük bir kesiminin görüşüymüş gibi yansıtılan vatandaş fikirleri, nesnellikten uzak, maksatlı yönlendirici tarafıyla dezenformasyona yol açmaktadır. Bu tarz yanıltıcı röportaj teknikleri, kitleleri bilinçli olarak etki altına almak amacıyla kullanılmaktadır.
Bilhassa, yeni medya platformlarındaki bu tür yayıncılık faaliyetleri ve paylaşımlar, görsel yayıncılık alanında faaliyet gösteren Anayasal bir kurum olan RTÜK’ün takibindedir. RTÜK, kitleleri sosyolojik çatışmalara sevk eden bu tip yayın faaliyetleriyle alakalı görsel yayıncılık ilkeleri kapsamında gerekli çalışmaları yapmakta ve sürdürmektedir.”
Bu açıklamanın üzerinden dört gün geçtikten sonra sosyal medyada yayınlanan İzmir’de sokak röportajında konuşan bir kadın “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek” iddiasıyla tutuklandı.
Önce sokak röportajlarıyla ilgili bir siyasi karar alınıyor, ardından bir tutuklama kararı geliyor!
RTÜK Başkanı, sokak röportajlarının, yayıncısının görüşlerini yansıttığını söylüyor… İyi de mevcut medya kimin görüşünü yansıtıyor? Sahibinin yani iktidarın görüşünü değil mi?
RTÜK açıklaması ve ardından gelen tutuklama kararından çıkan sonuç şudur: Medyayı kontrol altına alan iktidar, sosyal medyadaki sokak röportajlarından çok rahatsızdır.
Hatta bu röportajlar, iktidarın korkulu rüyası hâline gelmiştir. Bu sebeple, topluma korku salarak sokak röportajlarına son vermeye çalışıyorlar.
Buna da bir çare bulunur elbette!