Can Ataklı: Olimpiyat tarihinde ilk kez voleybol takımımız son 4'e kalmayı başardı

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Gururumuz Filenin Sultanları olimpiyat oyunlarında bir destan yazdı.

Dünyanın en iyi takımlarından biri olan Çin’i son sette devirmesi ülkeyi sevinç gözyaşlarına boğdu.

Olimpiyat tarihinde ilk kez bir voleybol takımımız son 4’e kalmayı başardı.

Umuyor ve diliyorum hak ettikleri altın madalya ile dönecekler.

Kızlarımız sahada devleşirken; Türkiye’nin en önemli üç siyasetçisi de saha kenarında Türkiye coşkusunu beden dilleriyle ifade ederek maçı izliyordu.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile eşi Dilek İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş iki saati aşkın maçın bir saniyesinde bile yerlerinde duramadı.

Bu tür önemli maçlara siyasetin önde gelen isimlerinin gitmesi elbette sevinçle olduğu kadar biraz da “kuşku” ile karşılanır.

Ancak en önemli üç siyasetçinin birden çeyrek final maçına gitmesi aslında riskliydi.

Olası bir yenilgi halinde koro halinde üçünün de uğursuz geldiği söylenebilirdi.

Ama öyle olmadı.

Üç siyasetçi ve Dilek İmamoğlu “uğurlu” geldi.

Bunun da ötesinde maç boyunca takımı hararetle desteklerken yaptıkları da büyük ilgi çekti ve sempati topladı.

Hele Dilek İmamoğlu’nun her alınan sayıdan sonra ayağa fırlaması, kaybedilen sayıda derin üzüntüye kapılması müthişti.

Maçın kazanılmasından sonra üç siyasetçinin birbirine sarılması da görülecek şeydi.

Üç siyasetçi ve Dilek İmamoğlu hiçbir komplekse kapılmadan, sevinçlerini bütün duygularıyla yaşadılar ve yaşattılar.

Her üçünün de sevinç gösterileri asla yadırganmadı, tuhaf karşılanmadı.

Hele Hollanda ile milli futbol takımının maçındaki golden sonra Bilal Erdoğan’ın yapmacık hareketlerini hatırlayanlar “Bir milli sevinç işte böyle gösterilir” demekten kendilerini alamadılar.

Can Ataklı’nın yazısı