Otizmli Ozan'a üç yılda, üç şehirde okul bulunamadı

MESUDE DEMİR

Otizmli çocuğu olan Av. Sedef Erken, üç yıl çabalayarak proje okulları ve puanlı liselerde de özel eğitim sınıfının açılabileceğini gösterdi. Evlerine en yakın okulda özel eğitim sınıfı açılmasını talep eden Erken, bunu engelleyen okul müdürü ve Milli Eğitim Bakanlığı çalışanlarına yaptıklarının kanunsuz olduğunu kanıtladı.

Ozan’ın yaşıtları gibi eğitim hakkını kullanmak için başvuru maratonu, evlerine yakın Maçka Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’yle başladı. Önce evrakları alındı, okul müdürü Erken’le görüşmemeyi tercih etmese de ‘sınıf açılıyor’ dendi. Derken sınıfın yan okuldaki bir derslikte açılabileceği söylendi. Dört metrekarelik bir odada açıldı da. Beş öğrenci kayıt yaptırmış, iki öğretmen görevlendirilmişti. İçeride nefes almanın dahi zor olduğu sınıf, daha bir ay dolmadan kapatıldı. Ozan için başka bir okula nakil verilmek istendi.

Bunun üzerine Erken Bodrum ve Tekirdağ’da şanslarını denedi. Ancak oralarda da uygun okul ve sınıf bulunamadı. Sonunda ilk talebini yenileyip, bu kez daha ısrarcı olmaya karar verdi. Mücadelesi sonuç verdi.  Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü devreye girdi ve İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne hak iddiasının doğru olduğuna dair yazı gönderdi. Bu da yetmedi aynı dosyayı bakanlığa tekrar gönderdiler. Son üç ay bunu beklemekle geçti. Erken, “Kendi içlerinde bile bir tutarlılık yok. Arada olan bizim çocuklarımızın hakkına ve bizim bunca emeğimize oluyor” diyor.

Sedef Erken

Sisteminin dışına ittiği ve izole etmeye çalıştığı 18 yaşındaki oğlu Ozan’ın eğitim hakkı için her adımda mücadele etmek zorunda kalan Erken, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumuna (TİHEK) da başvurdu. Şimdi “Madem üç sene önce bu mümkündü, yıllarımızı neden yediler?”  diye soruyor ve bunun sorumlusunu arıyor: “Oğlumun hakkını yedirmedim, yedirmeyeceğim.”

Üç yıldır okula gidemiyor

Ozan üç yıldır okula gidemiyor. 24 saat boyunca annesiyle birlikte. Bu hem Ozan için hem de annesi için zor bir süreç. Ozan eğitimden ve sosyalleşmekten geri kalıyor. Erken bir yandan da çalışmak zorunda. Erken, “Sürekli ‘yanınızdayız’ diyen bakanlıkları ve belediyeleri gerçekten yanımızda görmek istiyoruz artık. Onların görevlerini aileler olarak tek başımıza daha fazla taşımak istemiyoruz” diyor.

Destek yokluğundan ötürü aileler, çoğu zaman da anneler birden fazla insanın kaldırabileceği bir yükü tek başına taşımak zorunda kalıyor. Erken yaşadıklarını şöyle özetliyor: “Sonuçta evladımızın hem annesi hem öğretmeni hem avukatı hem de tek arkadaşı olmak, yanı sıra ev işi, diğer çocuklar derken insanüstü bir efor sarf etmemiz gerekiyor. Bunları hem fiziksel hem de psikolojik olarak taşımak uzun süre mümkün değil. Anneler erken yıpranıyor, çeşitli sağlık sorunları baş gösteriyor ve başka sorunları da tetikliyor. Psikolojik sorunlar da bunun önemli bir kısmı.”

Erken ve Ozan’ın yaşadıkları hemen hemen tüm otizmli birey ve ailelerinin karşılaştıkları sorunlarla çok benzer. Erken’le Ozan’ın ve diğer otizmli bireylerin eğitim hakkı için verilen mücadeleyi konuştuk:

Üç yıl önce özel eğitim sınıfı açma mücadeleniz nasıl başladı?

Ozan kaynaştırma öğrencisiydi. Hiçbir zaman okul buna dair yasayla düzenlemiş eğitim ortamını oluşturmadı. Yasal yükümlülüklerini yerine getirmedi. Mesela en basiti okullarda kaynaştırma öğrencilerinin faydalanması için açılması gereken destek sınıfları var mevzuatta. Böyle bir sınıf açıyorsunuz ve bu öğrenciler derslerine takviye alıyor. Bu sadece öğrenci için önemli değil, onun öğretmenlerinin sınıfta konuyla ilgili ihtiyaçları açısından da çok önemli. Ama okul yönetimi uygun bir sınıf da mevcut olduğu halde bu sınıfı inatla açmadı. O dönem biz de Ozan’ı okuldan alacağımızı ilan ettik, dönemin bakanı Ziya Selçuk ile görüştük ve sonunda sınıfı açtılar. Mevzuatta Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı (BEP) planı var. Çocuğun ihtiyacına göre eğitiminin okulda kurulacak öğretmenler, yöneticiler ve bizden oluşacak bir kurulda planlanması gerekiyor ki işler yolunda gitsin. Buna dair sürekli sanki çok acayip büyük bir ayrıcalık istiyormuşuz gibi bir muamele gördük. Hiçbir zaman bu planlar yapılmadı, kâğıt üstünde gösterilmesi için bile üç yıl uğraşmamız gerekti. Özetle her şekilde dışına iten bir sistemin içine zorla girmeye çalışıyoruz.

Yılların çabası çöp oluyor

Görevini yapmayanlar ceza alıyor mu?

Bütün bunlar olurken de görevini yapmayana bir ceza yok. O yüzden herkes son derece rahat, son derece lakayt, sizin çocuğunuza karşı. Hatta okulda olabilmesi bile bir lütuf da siz kıymetini bilmiyorsunuz gibi bir tavır var. Özetle son yıl salgın da olunca eve notlarının nasıl verildiğini bilmediğimiz bir karne gönderildi ki bu aslında evrakta sahtecilik. O okulun yanında bir teknik lise var, orada özel eğitim sınıfı açılmasını talep ettik. Hani tam zamanlı kaynaştırma olmuyor bari yarı zamanlı olsun dedik ama süreç üç yıldır tek adım ilerlemedi. Sonuçta ben de yine yasal başvurularla bu sınıfın açılmasının yasal zorunluluk olduğunu ispat etmek zorunda kaldım. Özetle olan çocuğumun üç senesine oldu. Pek çok kazanımı bu dönemde kaybetmesine yol açıldı. Tabii böyle bir sistem içinde de kimse bizim ne maddi ne manevi zararımızı tazmin etmiyor.

Ozan Barış Sanlısoy

Son gelinen nokta neyi gösteriyor? Aslında yasal haklarınızın uygulanmadığını mı?

Elbette, sadece uygulanmadığı da değil, tümüyle yok sayıldığı. Buna dair de bir cezasızlık sistemi içinde olduğumuzu. Özetle denetim yok, ödül ve ceza yoksa konulan kuralların bir anlamı olmuyor. ‘Mış’ gibi yapılıyor. Yetkililer de kendi sorumluluklarını da ihmal ettikleri için alt kadroların bu ‘mış’ gibi yapmalarına hem ses çıkarmıyor hem de şikayet bile etsek gereken cezayı vermiyor. Olan bizim çocuklarımızın hayatına oluyor ve bizlere tabii.

Ozanı büyütürken başka hangi alanlarda mücadele veriyorsunuz?

Bu konu ülkemizde her alanda kabul görmeyen bir bireyi ailesi olarak kabul ettirmeye çalışma mücadelesi. İstisna birkaç aklı başında insana rastlarsanız çölde vahaya rastlamış gibi hissediyorsunuz. Sağlık hakkına erişim, eğitim, istihdam bunların tümü için büyük bir efor sarf ediyorsunuz, işin kötüsü bu da yetmiyor. Örneğin şu an yıllardır verdiğimiz pek çok çaba çöp oldu, Ozan hakkı olan eğitim alamadığı bu son üç yılda pek çok kazanımı kaybetti.

Aileler maaşları kesilir korkusuyla şikayetçi dahi olamıyor

Siz bir avukatsınız. Zaten mücadele yollarını biliyorsunuz, cesursunuz. Ama her otizmli çocuğu olan aile bunu yapabiliyor mu?

Yapamıyor elbette. Zaten küçük illerde yasal başvurular çok sorunlu. Aileler mimleniriz, maaşımız kesilir, çocuğumuzun azıcık kazanımını da kaybederiz endişesiyle derneklere üye olmaya bile çekiniyor. Hepimizin sorunları aynı, engelli bireyin neredeyse insan değil insansı bir varlık gibi algılandığı, verilen sadakayla yetinilmesini bekleyen, ne diye ısrar ediyorsun bu çocuktan ne olacak ki sanki diye sürekli tepki gördüğün bir hak savunusu alanındayız. Çocuğun olduğu halini değerli bulmayan illa meslek edinince, para kazanınca, sınav geçince değerli olacağını içselleştirmiş, tamamen şuursuz bir alan eğitim alanı artık.

Otizmli çocuklar eğitim haklarına ne derece ulaşabiliyor? Önünüzdeki ‘engeller’ ne?

Bunu anlamak için ülkemizdeki istatistiklerle diğer ülkeleri karşılaştırmanız gerekir. Örneğin bugün İngiltere’de kaç otizmli öğrenci üniversite aşamasına gelebiliyor bizde kaç diye baktığınız an sonuç ortada. Benim oğlum beş yaşında, anaokuluna alınmadığı sene kendi başına evde iPad’le İngilizce okuma yazmayı sökmüş bir çocuk. Bu çocuğu siz sürekli ‘gönderelim bir engelliler okuluna, galoş yapmayı öğrensin hadi en fazla mutfakta ufak tefek işlerde çalışır’ deyip buna göre bir sisteme iterseniz varacağınız yer de sizin bu vizyonunuzla sınırlıdır doğal olarak. Bugün Amerika’da Silikon Vadisinde sadece otizmlilerin çalıştığı şirket var, Hollywood’da sadece otizmlilerin film yapımında çalıştığı ve Marvel stüdyolarına iş çeken şirket var. Otizmli bir bireye dair ufuk çizginiz neyse varacağınız sonuç da buna göre değişir.

Veliler otizmli çocuklara karşı kışkırtılıyor

MEB, bürokratları, okul müdürlerinin bu konuya, çocuklara yaklaşımı ne? Sadece ‘bazı’ çocukların eğitimcileri mi bunlar? Sorumluluklarını yerine getirmede istekliler mi?

Hiçbir karşı tezleri yok aslında. ‘İstemiyorum’ da demiyor bazıları ama binbir dereden su getiriyor. Bazıları da ailenin yüzüne açıkça ‘bu çocuğun yeri burası değil’ diyor, ‘karar yetkin yok bu çocuğu bu okula veren de Milli Eğitim Bakanlığı’ diyorsun, ‘engelli okuluna gitsin’ diyor. Yani gözüm görmesin de ne olursa olsun. Ailelere mobbing yapıyor, atamadığı için bezdirip o okuldan kaydını alsın diye uğraşıyor, yetmiyor bazen sınıf velilerinden ‘bu çocuk bizim sınıfımızdan alınsın’ diye imza toplayan yani kötülüğü örgütleyen öğretmen, okul müdürü de gördük ve inanın sayıları hiç de az değil. Burada tamamen bir liyakat sorunuyla karşı karşıyayız. Bu gibi insanlar mevcut unvanları ne olursa olsun bu görevlerde bulunmayı hak etmiyor. Kendi vasatlıklarını, kifayetsizliklerinin suçunu çocuklarımıza yüklüyor. Okulun şartları yetersizse talep ederler bakanlık tamamlar. Olmuyorsa bizden destek isterler veririz elbette… Ancak bu gibi kişilerin hem de görevleri bu olduğu halde çaba harcamaya niyeti yok. Aldıkları maaşı hak etmiyorlar, ceza alacaklarından şüpheliyim ama en azından umarım bir an önce emekli edilirler.

Mevzuat sizden yana ama…

Evet ve biz bunu onlara hatırlatıyoruz. Kamu Denetçiliği Kurumuna, İnsan Hakları Eşitlik Kurumuna başvuruyoruz. Oralardan kararlar çıkıyor. Mesela kamera konusunda kardeş derneğimiz Kedi Otizm çok önemli bir karar aldı ama Milli Eğitim Bakanlığı uygulamadı. Özetle biz zorluyoruz onlar işleri düzeltmemek için direniyorlar ama biz kazanacağız. Çünkü anayasa, uluslararası sözleşmeler, yasa ve yönetmelikler bizim yanımızda, mahkemeler kısmı bu kadar sorunlu olmasa, yargı bu kadar ağır aksak ve hatalı işlemese çoktan çözülürdü zaten bu sorunlar. Engelli bireye bakım merkezinde işkence edeni 2 bin 700 TL (dört taksitle) gönderen sistemin bu kadar karmaşık sorunlarda da olumlu bir işlevi olamıyor.

‘Normallerin’ sorunları düzelince otizmlilere sıra gelecekmiş

Eğitimciler, özel eğitime neden inanmıyorlar sizce?

Dediğim gibi her şeyden önce sorun kendilerinin kendi mesleklerine bakış açısında saklı. Bu tür dirençlerin tek sebebi okul yöneticilerinin okullarında çocuklarımızı istememesi, özel eğitime inanmamaları, engelli çocukların şehrin onların görmeyeceği ve hiçbir emek vermesi gerekmeyecek bir noktasında bir takım özel alanlarda tamamen izole bir sistemde olmasını istemeleri. Yıllar önce bir okul müdürü, bir çocuğu okula almak istememişti. Epey uğraş sonrası çocuk başka bir okula gitti. Üç yıl sonra ağlayarak bizi aradığını hatırlıyorum. Torununa otizm tanısı konmuş. O zamana kadar bu konunun çok uzağında olan biri olarak ‘bana ne deyip’ sırtınızı dönüp gittiğiniz bir konu aslında sizin de hayatınızda çok etkilidir. Çünkü ayrımcılık, sağlamcılık, ırkçılık ve benzeri her türlü insan hakları ihlali aslında tüm toplumun etkiler. Özel eğitime inanmamak demek bir çocuğu diğerinden daha değerli bulmak demek. Bence bu neredeyse kafatasçılık düzeyinde bir ayrımcılık. Bir eğitimci bunu bana hiçbir mazeretle izah edemez. MEB kabul etmek istemiyor ama sistem çocuklarımızı sürekli olumsuz yöne doğru itiyor ve buna dair gerçek bir çaba da görmüyoruz maalesef.

Siz 18 yıldır Ozan’a kendiniz eğitim veriyorsunuz. Tek başınıza becerdiklerinizi, koskoca devlet yapamıyor mu?

Oğlum için yaşam becerilerini her zaman akademik ilerlemeden daha önemli buluyorum. Zaten sanatçı ruhlu bir çocuk, benim zorumla bazı dersleri yapıyor olsa da onun aklı hep müzikte, filmde, heykelde ve kamyonlarda. Dolayısıyla okuldan beklentimiz zaten çok yüksek değil. Sosyalleşebilsin, belli bir düzeyde beceri kazansın, potansiyeli görünsün, uygun yönleri desteklensin istiyoruz. Yoksa kimsenin elinde sihirli değnek olmadığının biz de farkındayız. Bunları okulda vermedikleri için yıllardır tümünü kendi çabamızla ve imkanlarımızla biz sağladık. Hala da öyle devam ediyor. Ne bu okullardan ne bakanlıklardan ne belediyeden en ufak bir desteğimiz yok. Bizleri nedense hepsi en son sıraya atıyor, şöyle bir hissiyat veriyorlar bize hatta söylüyorlar bile. Ülkede ‘normallerin bile’ çok sorunu var, daha ona gelene kadar çok iş varmış, hepsi bitip düzelince bize sıra gelecekmiş. Aslında bence bu hiçbir zaman demek.