Hayallerimizi, gelecek Umutlarımızı yerle bir eden öyle bir dönemi yaşıyoruz ki sözün de yazının da bittiği bir noktadayız, en vahim olanı da insan olmanın erdemini kaybettik.
Milletin iradesiyle seçilen Can Atalay’ın vekilliği parlamentoda düşürüldü. Meclis Başkanı Numan Kurtuluş bile aylarca direndi ama sonunda ‘vesayet’ mekanizması arka kapıdan dolanarak milli iradeye el koydu ve Meclis’in itibarı yerle bir edildi. Maalesef anayasanın da yasaların da tek kaynağı olan Türkiye Büyük Millet Meclis’i kendi iradesine değil, açıkça anayasayı ilga girişiminde bulunan Yargıtay’a itibar ederek bir bakıma kendi ayağına kurşun sıkmıştır.
Kuşkusuz Meclis’te yaşanan bu trajedinin iki faili var; AK Parti ve MHP… Biliyoruz ki MHP’nin hukuk ve adalet diye bir derdi yok, dolayısıyla ‘vesayet’ savunuculuğu yapması son derece normal.
Oysa AK Parti yıllarca millet iradesinin üzerinde hiçbir gücün, vesayet odağının olamayacağını haykırdı ve millete bu konuda teminat verdi. Gerçi özellikle son beş yılda AK Parti de artık gerek siyasal hedefleri, gerek hukuka, özgürlüklere ve insan haklarına bakışı itibariyle MHP ile aynı ‘aşırı milliyetçi’ ve hamasetçi çizgiye gelmişti zaten.