'MR'ları değil, hastaları tedavi ediyoruz'

MESUDE ERŞAN

@mesudersan

mesudeersan@diken.com.tr

Beyin ve Sinir Cerrahı Prof. Dr. Serdar Kahraman, bel ağrısı atağı yaşayan hastaların sadece yüzde 1-2’sinin ameliyatla tedavi edilmesi gerektiği söyledi. MR görüntülemesinde fıtığının görülmesi ameliyat kararı için yeterli değil. Kahraman, “MR’ları değil, hastaları tedavi ediyoruz” dedi.

Bel ağrısı, yetişkinlerde en sık görülen kronik sağlık sorunu. Yaşamı boyunca en az bir kez bel ağrısı çekenlerin oranı yüzde 80. 45 yaş altında iş gücü kaybının en önde gelen nedeni yine bel ağrısı. Yaşlılardaki sıklığı ise tam olarak bilinmiyor. Türkiye verilerimiz yok ancak örneğin Amerika’da 75 yaş üstünde hekime başvuranlarda bel ağrısı sorunu üçüncü sırada yer alıyor.

Bel ağrılarının tek sebebi fıtıklar değil. Uzmanlar sorunu, “dejeneratif omurga hastalıkları” ana başlığı altında toplamayı ve değerlendirmeyi tercih ediyor. Sorularımızı yanıtlayan Kahraman da bel fıtığının aslında işin başlangıcı olduğunu söyledi: “Omurlardan birinin arasındaki diskin bozulmaya başlamasıyla ortaya çıkan bir süreç. O disk, bel fıtığı olmadan da meyvenin güneşte kuruyup küçülmesi gibi iyice büzüşerek, fonksiyonunu kaybederek, sertleşip daralabiliyor. Yaşlandığımızda boyun kısalmasının en önemli nedeni de disklerindeki yaşlanmayla beraber elastik kıkırdadığın daralması ve incelmesi. Temelde genetik ve biyomekanik bir sorun olan disk yaşlanması, kapsülündeki zayıflamayla birlikte bel fıtığına dönüşür. Fıtığın sıkıştırdığı sinire göre, bacakta uyuşma, güç kaybı, ağrı, idrak kaçırma gibi belirtilere yol açar.”

Kronik ağrı safhasında yaşam kalitesini çok düşürüyor. Kahraman tabloyu, “Ağrıyla yaşamaktansa, neredeyse bırakın ameliyatı ölmeye razı hastalar geliyor bazen” diye anlattı. Ayrıca omurilik kanal daralmaları, omurilikte eğilmeler, omurilik eklemlerinde bozulmalar, kireçlenmeler gibi birçok sorun dejeneratif omurga hastalıkları arasında yer alıyor.

Altı haftada kendiliğinden geçebilir

Elbette her akut bel ağrısının tedavisi ameliyat değil. Ağrı kesiciler, enjeksiyonlar, manipülasyonlar, fizik tedavi ve rehabilitasyon yöntemleri, kaplıcalar gibi bazı tedavilerle veya kendiliğinden genellikle altı hafta içinde geçiyor.

Kahraman ağrıya katlanabilenlerin bu doğal iyileşme sürecini bekleyebildiğini söyledi ve ekledi: “Bel fıtığı basamağında hasta bize başvurduğunda ilk yaptığımız şey konservatif tedavi yöntemlerini uygulamak. Hastaların kafasında yanlış bir kavram var. ‘Gittim belime enjeksiyon yaptırdım, tedavi oldum’ ya da ‘fizik tedavi oldum, ağrılarım azaldı’ diyorlar. Uyguladığımız yöntemler hasta diskteki  bozukluğu tedavi etmiyor, iyileştirmiyor. Sadece o diskin kendi kendisine iyileşmesi için gereken sürede hastanın ağrısını dindiriyor. Diskin iyileşmesi bünyenin, fizyolojinin karar verdiği bir süreç. İyileşmeyebilir de. En az altı hafta hasta tedavi yöntemlerini denedikten sonra, hala şikayetleri düzelmiyorsa artık ameliyat gündeme geliyor.”

Ağrısı olan her hasta ameliyatlık değil

Rastgele örneğin sokaklardaki insanların MR’ları çekilse, çok yüksek bir oranda patoloji görüntülenir. Ancak bunların yine büyük çoğunluğu herhangi bir şikayetleri olmadan yaşamlarını sürdürüyor. Yani MR görüntüleri ameliyat kararı için tek başına yetmiyor. Ameliyat kararını alırken başka önemli göstergeler olduğunu vurgulayan Kahraman şöyle anlattı: “İlki hastanın klinik şikayetlerinin olması. İkinci bu klinik şikayetlerle uyuşan muayene bulgularının ki en önemli gösterge güç kaybı yaşanması. Üçüncüsüyse, şikayetlerin konservatif (yukarıda saydığımız) yöntemlerle geçmemesi. Eğer bunların hepsi bir aradaysa, hastanın yaşam kalitesi kötü, ağrıyla günlük fonksiyonlarını sürdüremez durumdaysa ameliyat öneriyoruz. Yoksa genel kanının aksine her MR’da gördüğümüz, hafif ağrı şikayeti olan ama çok belirgin problemi olmayan hastayı ameliyat edelim diye bir gerekçe söz konusu değil.”

Genetik ve biyomekanik faktörler düzeltilemiyor

Kahraman fıtık ameliyatının beldeki bütün sorunları çözmediğini, yaşam kalitesini düzelttiğini hatırlattı: “Herhangi bir konservatif tedavi yöntemi bunu düzeltmemişse omurilik kanalının içini açıp genişletmemiz, yani omurilik kanalı içine bası yapan diski almamız gerekiyor. Hangi yöntemle (mikrocerrahi ya da endoskopik yöntem) yapılırsa yapılsın ameliyatın temeli oradaki sinir basısını kaldırmak.”

Ameliyatla sinir kökünü sıkıştıran kıkırdak parçasını çıkarılıp bölge rahatlatılsa bile soruna zemin hazırlayan hastanın genetik ya da biyomekanik faktörleri düzeltilemiyor. En azından şimdiki olanaklarla. Hastanın dejeneratif disk hastalığı devam ediyor. Kahraman, “Dolayısıyla da yaşam tarzını buna göre düzenlemek gerekiyor. Düzenli egzersiz yapmak, kiloya dikkat etmek, çalışma koşullarını ayarlamak, oturma süresini kısa tutmak alınabilecek  önlemler” dedi.

Omurga cerrahisinin son basamağında mekanik yapı yine ameliyatla yeniden yapılandırılabiliyor. Bunun için implant, halk arasında platin olarak bilinen vida, rot, çubuklarla omurgaya yeniden şekil verilmeye çalışılıyor.

Diskler genetik olarak daha erken yaşlanabiliyor

Bel fıtıkları, ağrıları spor yapanlarda da olabiliyor. Sorunun temelinde genetik ve biyomekanik yapımız var. Bazı insanlar genetik ve biyomekanik olarak disklerinin bozulması ve yıpranmasına yatkınlar. Bu anne babamızdan aldığımız özellikler ve diskin dayanıksızlığı ve yıpranmaya yatkınlığında rol oynuyor. Kahraman bunu bir örnekle anlattı: “Hamallar günde yüzlerce kilo yük taşıyor ama hiçbir disk dejenerasyonu, bel ya da boyun fıtığı gibi omurga sorunu yaşamıyor. Mekanik yüklenme olarak maruz kaldığı yük, bizimkinin yüzlerce katı. Buna rağmen omurgaları sağlıklı. Saçınızın beyazlaması, cildinizin daha erken yaşlanması gibi diskiniz de genetik olarak daha erken yaşlanabiliyor. Daha erken yaşlanan bir disk daha dayanıksız oluyor. Konuştuğumuz sorunlara zemin hazırlıyor.  Buna mekanik faktörler de ekleniyor. Durağan yaşam, spor yapmamak, çok oturmak, kiloya dikkat etmemek gibi.”

Prof. Dr. Serdar Kahraman kimdir?

Erzincan’da 1966 yılında doğdu. 1989’da GATA Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Sonrasında Ankara Hava Kuvvet Komutanlığı Dispanser Sağlık Amiri olarak ilk görev yerine atandı. Ayrıca uçuş hekimliği sertifikası aldı. Mecburi hizmeti takiben 1992’de GATA Nöroşirürji Kliniği’nde uzmanlık eğitimine başladı. Ankara Etimesgut Hava Hastanesi’nde 1997-2000 arasında nöroşirürji uzmanı olarak çalıştı. Bu süreçte Almanya’da nöro-endoskopi eğitimi aldı. 2004’de GATA’da doçent oldu. GATA’ dan 2009 yılı sonunda ayrıldı ve 2010’da İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirürji Anabilim Dalı Başkanı ve profesör kadrosuna atandı. Aynı zamanda üniversite bünyesindeki Alman Hastanelerinde çalıştı. Üniversite öğretim üyeliği görevini 2013’ den itibaren yarı zamanlı olarak sürdürüyor. Üniversitedeki görevinden 2016’ da ayrılarak Anadolu Sağlık Merkezi-Johns Hopkins Nöroşirürji Bölüm Başkanlığı görevine başladı. Şu anda serbest çalışıyor. Ulusal ve uluslararası çok sayıda akademik görev yapmaya devam ediyor. Birçok ulusal ve uluslararası derneğin aktif üyesi.