Bugün Dünya Çevre Günü: Plastik kirliliğini yen!

Türk Toraks Derneği 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde kanımıza kadar ulaşan mikroplastik tehlikesine dikkat çekti. Mikroplastikler içtiğimiz su, yediğimiz sebze, meyvelerden deniz ürünlerine kadar birçok yiyecekle besin zincirimize girdi. Günde iki litre plastik şişeden su içenler, yılda 90 bin plastik parçacığını vücutlarına alıyor.

Fotoğraf: AA

Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) bu yılın Dünya Çevre Günü temasını #PlastikKirliliğiniYen olarak belirledi. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD)’ne göre, dünyada plastik atık son 20 yılda iki misli arttı ve 2019’da yılda 353 milyon tona ulaştı. Yine OECD’ye göre, gerekli önlemler alınmadığı takdirde, plastik atıkların 2060’a gelindiğinde üç misli artacağı öngörülüyor. UNEP, plastik atıkların 2040’a kadar yüzde 80 azaltılmasını amaçlayan yol haritasını Paris’te düzenlenen uluslararası konferansta tartışmaya açtı.

Plastik atıkları, aşınma ve bozunma yolu ile mikro ve nanoparçacıklara ayrılıyor. Boyutları 0,001 ile 5 mm arasında değişen mikroplastikler ve 0,001 mm’den daha küçük olan nanoplastikler deniz ürünleri ve hatta meyve ve sebzeler aracılığıyla besin zincirimize giriyor. Yediğimiz yiyeceğe, içtiğimiz suya ve hatta soluduğumuz havaya karışıyor. Deniz ürünlerinde, bira, bal, sofra tuzu, şişelenmiş maden suları gibi yiyecek ve içeceklerde mikroplastik saptanıyor. Düzenli kabuklu deniz hayvanı tüketen bireylerin yılda yaklaşık 11 bin adet mikro- ve/veya nanoplastik tükettiği tahmin ediliyor. Ayrıca plastik şişelerden sıvı tükettiğimizde de vücuda girebiliyor. Bu şişelerden günde 1,5-2 litre su içen kişiler yılda 90 bin plastik parçacığını vücutlarına alıyor. Bu parçacıkların bir başka kaynağı da birçok sağlık ve güzellik ürününde bilinçli olarak kullanılan mikro tanecikler. Yutulan mikro ve nanoplastiklerin bir sağlık riski oluşturup oluşturmadığı çok sayıda çalışmada araştırılmaya devam ediliyor Uzun vadeli etkileriyse henüz bilinmiyor.

Derneğin Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Sebahat Genç, plastik sorununun en büyüğünün gözle görülmese de okyanuslara, havaya, toprağa karışmış olan mikroplastikler olduğunu söyledi: “Dünyamız, plastik istilasında. Gezegenimizin sağlığını tehdit ediyor. Her yıl, yarısı yalnızca bir kez kullanılmak üzere tasarlanmış 400 milyon tondan fazla plastik üretiliyor. Bunun yüzde 10’dan azı geri dönüştürülüyor. Tahminen 19-23 milyon ton plastik göller, nehirler ve denizlere ulaşıyor. Plastik, çöplüklerimizden taşıyor, okyanuslara sızıyor, zehirli dumana dönüşerek atmosfere salınıyor.  60 yıldır biriken plastik atıkların oluşturduğu çöp adaları, dev boyutlara ulaşarak kıta boyutlarına ulaştı. Pasifik Okyanusunun ortasındaki devasa atık yığını kabaca, 1,6 milyon km2 (Türkiye’nin 2,5 katı) genişliğinde.”

Viyana Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki araştırma ekibi, mide-bağırsak yolundan geçen parçacıkların bağırsak mikrobiyomunun bileşiminde değişikliklere yol açtığını ortaya koydu. Bu değişiklikler obezite, diyabet ve kronik karaciğer hastalığı gibi metabolik hastalıklarla bağlantılı olduğunu belirten Genç, şöyle devam etti: “Çalışmada, parçacıkların, lokal inflamasyonu ve bağışıklık yanıtını tetikleyebileceği ve özellikle nanoplastiklerin kanser oluşumunda rol oynayan kimyasalları harekete geçirebileceği saptandı. Yine mikroplastikler plasentada bulundu. Doğan bebeklerde düşük doğum ağırlığıyla ilişkisi var. Ayrıca plastiklerin içeriğinde bulunan akrilonitril, bisfenol-A ve fitalat gibi kimyasallar kanserojen. Meme, prostat kanserlerine yol açabilirler.”

Türk Toraks Derneği Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu Sekreteri Uzm. Dr. Selin Çakmakçı Karakaya ise deprem sonrası enkaz kaldırma çalışmalarında ortaya çıkan tehlikelere değindi. Bölgede, enkaz ve katı atıkların, yönetmeliklere uygun olmayan, yanlış uygulamalarla hızla ve hiçbir önlem alınmadan kaldırıldığını hatırlatan Karakaya, yol açabileceği sorunları anlattı: “Ekolojik yaşam alanları işgal ediliyor. Geri dönüşü olmayabilir. Bu süreçte oluşan tozlar, geniş bir alanda hava kirliliğine yol açıyor. Havaya saçılan yüksek yoğunluktaki tozlara ve parçacık maddelere maruz kalım, akut ve kronik solunumsal sorunlara (akciğer zedelenmesi, bronşlarda daralma, kronik öksürük, kalıcı bronşiyal aşırı duyarlılık, akciğer fonksiyonunda azalma) ve astım, KOAH alevlenlenmelerine neden oluyor. Beton ve sıva ile kaplanmış duvarlar ve diğer yüzeylerden yüksek konsantrasyonda salınabilen silika partikülleri, silikozise neden olabilir. Enkazların ve alt yapının kaldırılması sırasında havaya salınan asbest lifleri solunum yolu ile vücuda girerek yıllar içerisinde akciğer kanseri, akciğer zarı kanseri (mezotelyoma), yutak kanseri ve akciğer sertleşmesine/fibrozise (asbestozis) neden olabilir. Çocuklar, yaşlılar, gebeler ve daha önceden solunumsal ve kalp-damar hastalığı gibi kronik hastalığı bulunanlar bu kirleticilere en çok duyarlı olan kişilerdir. Aynı zamanda arama-kurtarma, enkaz kaldırma ve atık yönetimi çalışanları için de sağlık riskleri oluşturur.”