İlk film insanların cephesinden başlıyordu ve biz, Jake Sully ile birlikte Na’vilerin içine karışıyor; insanlığın sömürgeci zihniyetine tanık oluyorduk. İkinci film ise farklı bir rotadan ilerliyor. ‘Mutluluk basittir’ diyen Cameron, bu kez insan uygarlığını bize en baştan itibaren Na’vilerin gözünden gösteriyor. Gökyüzünden indikleri andan itibaren türümüzün kıyıcılığına tanık oluyoruz. Pandora, yıllar önce Afrika, Amerika ve Avustralya kıtalarının beyaz işgalcilerin elinde neler yaşadığını gösteren bir aynaya dönüşüyor. ‘Avatar: Suyun Yolu’, Güneş Sistemi’nin ötesindeki bir gezegen olan Pandora’da, 22. yüzyılda geçiyor ama sadece Pandora’yı değil bizim dünyamızı da anlatıyor.
Özellikle ilk filmi sevenlere gönül rahatlığıyla öneririm. 3 saati aşkın bir film olmasına rağmen montajı ve hikâye örgüsüyle süresini pek hissettirmediğini düşünüyorum. Ayrıca, sürenin uzunluğunda yeni karakterleri tanıtma çabasının önemli bir etken olduğu kesin. O yüzden, 2024’de vizyona girmesi planlanan üçüncü filmde, Cameron’ın hikâye açısından daha rahat olacağını ve daha iyi bir iş çıkaracağını tahmin ediyorum.